Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığı süresinin sona ermesine yakın günlerde tıpkı bugünkü gibi bir soru soruluyordu. Soru, Turgut Özal’ın cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağıydı.
Başbakanlığın, Türkiye’nin siyasi sisteminde daha yetkili bir makam olduğuna kuşku yoktur. Son olarak Sezer döneminde de görüldüğü gibi, Cumhurbaşkanı ile Hükümet arasında hiçbir uyum olmaması halinde bile Cumhurbaşkanı’nın engelleme olanakları her zaman kısıtlıdır ve var olanların “çevresinden dolanma” imkânı da her zaman vardır.
Ona rağmen Turgut Özal cumhurbaşkanı olmak istedi. Bu kararı verirken, partisinin içindeki bölünmüşlüğü de yukardan kontrol edebileceği düşüncesindeydi.
Bugün Özal’ın kurduğu ve iki kez iktidara taşıdığı ANAP devre dışı kalmıştır.
1987’de Özal için sorulan soru bugün Erdoğan için sürekli olarak soruluyor. Şu anda bulunduğu etkili makamı bırakıp Çankaya’nın duvarları arasına çekilmek ister mi?
Tabii ki Cumhurbaşkanlığı her vatandaş için, bir insanın toplumda ulaşabileceği en onurlu makamdır. Ama bu makamın gerektirdiği özellikler ile başbakanlığın gerektirdiği özellikler her zaman çakışmıyor.
Ancak biz meseleyi en basit soru üzerinden düşündüğümüz zaman “Erdoğan Çankaya için aday olacak mı?” diye tekrarlar ve cevabı bu basitlik üzerinden ararsak söyleyeceğimiz tek bir kelime var: Evet.
Türkiye’nin cumhurbaşkanları bugüne kadar ya asker kökenli ya da bürokrat kökenli olmuştur. Eğer Tayyip Erdoğan aday olur ve seçilirse, ilk kez toplumun muhafazakâr kesimini temsil eden ve “alt orta sınıf” kökenli bir kişi bu makama gelmiş olacaktır.
Üstelik bu kişi toplumdaki bölünmenin en önemli sembollerinden biri olan imam hatip okulundan mezun bir kişidir. Ayrıca bir sembol olarak türban da Çankaya’ya çıkmış olacaktır.
Erdoğan bu ilkleri gerçekleştiren kişi olarak cumhurbaşkanı olmak isteyecektir. Herkes önümüzdeki döneme ilişkin hesaplarını bunun üzerine kurmalıdır.
NOT: Silahlar meselesi
Ortalıkta silah kullanmanın önü bir türlü alınamıyor. Bunun için yine cezaları artırmaya girişiliyor. Böyle girişimler derde deva olamaz; olamayacağını kendileri de bilir. Ama bir şey yapmış gibi görünmek için bunlar yapılır. Şu anda yasalarımızda silah kullanmayı, taşımayı, bulundurmayı kısıtlayan ve bu suçlara ağır cezalar getiren maddeler var. Ölüme yol açmakla ilgili maddeler de var. Cezaları hiç de hafif değil. Örneğin ruhsatsız silah bulundurmanın cezası iki yıldır, ama ruhsatsız silahla yakalanıp iki yıl hapis yatan yoktur.
Eğer toplumun katılmasını sağlayarak güçlü bir “silah toplama” operasyonu yapılamazsa yeni kanunlar çıkarmanın da bir anlamı yoktur. Varolan kanunları uygulayamıyorsunuz, yeni kanunlar çıkarıyorsunuz. Yeni kanunlar çıkarılır, ama bunlar da uygulanmaz ve hukuki durum daha da karmaşık hale gelir.

