‘Ayrılmayın aldıracağım’

1982 yılının başlarıydı. 12 Eylül askeri yönetimi en sert uygulamalarla sürüyordu...

Haberin Devamı

Cumhuriyet’te gazeteyi gündüz birkaç kez okumakla kalmıyor, akşam da yine birkaç kez tekrar baştan aşağıya okuyorduk.
Böyle bir günün sonunda, saat 20.30 sularında, Genel Yayın Yönetmeni Hasan Cemal’in odasında sohbet ederken telefon çaldı. Santral beni istiyordu, kız “Karşıda Birinci Ordu komutanı olduğunu söyleyen biri var, sizi istiyor” dedi. Tabii “Hemen bağla” dedik. Karşımda çok öfkeli bir ses vardı: “Ben Birinci Ordu komutanı Necdet Üruğ, o yazının hesabını vereceksiniz, sen de Mehmed Kemal de, oradan ayrılmayın, aldıracağım...”
Ben konuşmaya çalışırken yanımdaki Hasan Cemal de bana sürekli “Paşam de Paşam de” diyor, bunun karşıdakinin hoşuna gideceğini düşünüyordu.
Telefon kapandı. Aşırı şakacı biri olmadığına emin olmak için Sıkıyönetim Komutanlığı’nda o sırada basınla ilişkilerden sorumlu olan hava albayını aradım. “Ben sana biraz sonra dönerim” dedi. Beş on dakika sonra döndü ve durumu aktardı: “Komutanın yanına girdim, bana bir şey söylemedi, ama komutanın önünde direkt telefon ve sizin gazete vardı, telefonların yazılı olduğu sayfa açıktı, o aramış olabilir.”
Beklerken, ek sigara aldırdım, gözaltı koşullarına tedbir olarak bir kazak ödünç aldım ve en üst kattaki az kullandığım odaya girip beklemeye başladım. Bu arada Mehmed Kemal Ağabey’i arayıp durumu söyledik, ilk tepkisi “Kaçalım” oldu. “Ağabey nereye kaçacağız, nasıl saklanırız, bizim örgütümüz filan yok ki” deyince o da kaderine razı oldu, beklemeye geçti.
Birinci kısım tamam
Bu arada Necdet Üruğ’un öfkesinin nedenini de anlamıştık. O gün Cumhuriyet’te, Mehmed Kemal bir eski paşa ve dalkavuğu hikayesi anlatıyordu, Üruğ bu yazıya kızmıştı.
Biraz sonra bir polis minibüsü gazetenin bahçesine girdi, içinden 4-5 polis indi, binaya girdiler. Arkadaşlar arada bana bilgi getiriyordu. İdare müdürünün yanında oturmuşlar, ama herhangi bir konu açmamışlardı.
Bir süre sonra o sırada spor servisinin en küçüğü olan İsmet Berkan (Şimdi Radikal gazetesi genel yayın müdürü) geldi, “Abi bunlar senden hiç söz etmedi, bir sorun görünmüyor” dedi. Bunun üzerine ben de aşağıya indim. İdare Müdürü Hüseyin Gürer’in karşısında polisler oturuyor, gerçekten çay içip sohbet ediyorladı. O sırada gazetede bulunan bazı arkadaşlar da onların çevresinde toplaşmıştı. Ben de sessizce en arkada duruyordum ki, amir konumunda olduğu anlaşılan polis Hüseyin’den telefon izni istedi, telefonu açtı, karşısındaki kişiye “Müdürüm operasyonun birinci kısmı tamam” dedi, sonra bana döndü: “Buyurun Okay Bey, gidelim.” Ben İsmet’e nefretle bakarak “Git yukarıdan kazağımı, ceketimi, sigaralarımı getir” diye tısladım. Bu arada yanıma gelen amir konumundaki polis “Mehmed Kemal Bey de burada mı?” diye sordu. Evinde olduğunu, Emniyet’e giderken yoldan onu da alabileceğimizi söyledik.
Bu arada Hasan Cemal de Emniyet’e bizimle birlikte gelmek için direniyordu, bir süre itiraz ettikten sonra kabul ettiler, yoldan Mehmed Kemal’i de alıp Emniyet’e ulaştık.
Paşa çok kızmıştı
Bizi ilk aldıkları oda yine rütbeli birine aitti, ama o sırada daha önemli bir işle meşgul olduklarından bizimle geç ilgilendiler. Kapatılmış CHP’nin Genel Başkan’ı Ecevit eşiyle birlikte trenle İstanbul’a geliyordu, polisin çabası herhangi bir gösteri olmaması içindi. Az sonra bir nümayiş olmayacağına emin oldular, Hasan Cemal’i gönderdiler, Mehmed Kemal ile ikimizi, kollarımızdan kavrayıp, ayaklarımız az havada bir şekilde, gözaltı hücrelerine doğru götürdüler. Tam içeri atılacakken biri geldi, amire bir şey söyledi. Bu kez normal adımlarla yürüyerek geri döndük.
Biz Ecevit olayının sona ermesini ilk odada beklerken, Mülkiye’den sınıf arkadaşım ve o sırada İstanbul Birinci Şube Müdürü olan Mehmet Ağar kapıyı araladı, içeri bir göz atmasıyla kapayıp gözden kaybolması bir oldu.
Bu kez, Mehmed Kemal ile ikimizi ayırmış, ayrı ayrı birer “vip” odasına konulmuştuk. O gece orada beklerken dönemin en radikal sol örgütlerinden biri olan MLSPB’ye büyük operasyon düzenlenmiş, öldürülen militanların cesetleri Emniyet’in bahçesine getirilmişti. Bulunduğum odanın penceresinden bu manzarayı görebildim.
Ertesi gün herhangi bir işlem yapmadan beni saldılar. Mehmed Kemal’i ise üç ay Selimiye’de gözaltında tuttular, sıkıyönetim yasasına göre bu mümkündü, sonra bir dava falan açmadan saldılar. Paşa çok kızmıştı.

DİĞER YENİ YAZILAR