Aynı izler aynı kişiler

Hrant Dink cinayeti çevresindeki izler sürüldükçe yine aynı kişilere ulaşılıyor. Ülkemizin hayatına siyasi cinayetlerin sokulduğu 60’lı yıllardaki ilk günlerden bu yana, izler aynı yerlere çıkıyor, önümüze hep aynı kişiler çıkıyor

Haberin Devamı

Hrant Dink cinayeti çevresindeki izler sürüldükçe yine aynı kişilere ulaşılıyor. Ülkemizin hayatına siyasi cinayetlerin sokulduğu 60’lı yıllardaki ilk günlerden bu yana, izler aynı yerlere çıkıyor, önümüze hep aynı kişiler çıkıyor: Siyasi partiler aynı, gençlik örgütleri aynı, işlerin başındaki kişiler aynı. Hatta 1980 öncesinde sağcı bilinen kişileri öldüren radikal solcu bir örgütün de istihbarat örgütlerinin denetiminde olduğu, birlikte uyuşturucu işlerine karıştıkları da Susurluk araştırmaları sırasında söylenmiş, ancak olayın o yönü fazla kazılmamıştı.

Aynı örgütün Sabancı suikastını gerçekleştirdiği anlaşıldı. Faillerden biri hapisanede öldürülmüştü. Diğeri ise Belçika’dan bir türlü getirilemedi.

***

Bu olaylar dolayısıyla sorular soruldukça cevaplar da artık kendiliğinden geliyor.

Cevaplardan biri, geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında eski bir Milli İstihbarat Teşkilatı yöneticisinin halen hapiste bulunan bir mafya kişisini gözlerinden öpmesiyle verildi.

Aynı kamu görevlisi, ülkücülerin devlet tarafından kullanıldığını da bir kez daha doğruladı. Bu kamu görevlisinin kullanma biçimini “Bir yangın var, birileri ben de bir kova su dökeyim diyor” sözüyle açıklaması da devlete, içinden yapılmış ağır bir hakarettir. Yani Türkiye Cumhuriyeti devleti bazı işleri kendisi yapamıyor, başaramıyor ve bunun için ülkücülerden, katillerden medet umuyor!.. Aslında Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesi kapsamına girmesi gereken sözlerdir bunlar.

***

1960’lı yıllarda örgütlenmiş olan belli bir yapı, adına ne denirse densin; bunca yıla dayanmıştır, direnmiştir ve varlığını göstermeye devam etmektedir.

Sivil siyasiler zaman zaman “diklenseler” de bu yapıyı çözememiş, zayıflatamamış ve ona boyun eğmiştir.

Böyle durumlarda “siviller yapamıyorsa kim yapacak” sorusunu sormak eski bir alışkanlığımız. Bu soruyu tekrar soralım ve bir cevap bulmaya çalışalım.

Bu yapı çözülmedikçe, çökertilmedikçe Türkiye siyasi suikastların ülkesi tipik bir Orta Doğu ülkesi sınıfında kalmaya devam edecektir.

Devletin çeşitli organlarını da çürüten bu yapıyı yok edecek devlet gücünün ve iradesinin varolduğuna inanmak istiyoruz.

*****

Not: İstanbul kimin?
Orhan Pamuk’un yapamadığı bir konuşmanın metni yayınlandı. Bu konuşmadaki “Ben de İstanbul’un yabancısıyım” sözü üzerine atlayacak olanlar çıkacaktır. İstanbullu olma meselesine kompleksle yaklaşan ve toplumun önünde görünen kişilerin sayısı az değildir. Aralarında Orhan Pamuk’un bu sözü üzerine “yani biz İstanbullu değil miyiz, İstanbul bizim değil mi” diye atlayanlar olacaktır.

İstanbul bizim. Merak etmeyin, kimse elimizden alamaz, yeter ki biz İstanbul’u bozmak ve elden çıkarmak için bugüne kadar gösterdiğimiz çabaları sürdürmeyelim.

Bu arada... İstanbul’un nüfusu 1960’ta 1 milyonun altındaydı. Şu anda en az 12 milyon, bazı tahminlere göre de 14 milyonu bile aşıyor.

İstanbul, İstanbul’da yaşayıp İstanbul’u seven, İstanbul’un dünyanın en güzel şehri olarak kalmasını isteyen ve bunun için çaba gösteren herkesindir.

DİĞER YENİ YAZILAR