Ayıbın da ötesi...

Haberin Devamı


Siyasi iktidarlar bağımsız basından hiç hoşlanmazlar. Basının kendilerine bağımlı olmasını, “besleme” olmasını isterler. Kendi ayakları üzerinde duran, gazetecilik çabasıyla doğruları aramakla uğraşanlardan ise hiç hoşlanmazlar.

Biraz geriye gidersek Demokrat Parti’yi hatırlıyoruz, biraz yakına geldiğimiz zaman da Özal’ı ve Çiller’i hatırlıyoruz.

Kendine “ait” besleme basın oluşturma yolunda ise Tayyip Bey hepsini aşmıştır.

Ekonomik saldırı ile bağımsız basını çökertmeye çalışmak ancak diktatörlük heveslerinin bir ürünüdür.

Fransa’da merkez sağ bir iktidar vardır ve bu iktidar büyük çoğunluğu kendine muhalif olan basın organlarının bu krizi atlatabilmesi için 600 milyon euro’luk bir kaynak ayırmıştır. Bu kaynak doğrudan verilmeyecek insanların gazete okuması için harcanaktır. Bundan başka örnek vermeye gerek var mı?

Tayyip Bey’in son “ekonomik” saldırısı, çok önemli bir farkı gösteriyor. Yazık bize, bu ülkeye, bu ülke insanlarının özgürce haber alma hakkına.

*****


Etik ve yasa

Bir icraat yasal olabilir ama “etik”, yani “ahlaklı” olmayabilir. Başbakan’ın damadının yönetici olduğu şirketin devletle büyük iş yapması yasaldır ama “etik” değildir.

Eski bir bayındırlık bakanı Yüce Divan’da beraat etmişti. Devletle iş yapan bütün müteahhitlerin bir numaralı muhatabının yakınları inşaat malzemeleri satan bir iş yeri açmış ve dolar milyoneri olmuşlardı. Kamuyla işi olan bütün müteahhitler bakanın yakın akrabalarının dükkânından mal almak için sıraya girmişlerdi. Bunda da yasalara aykırı bir durum yok ama kimse “ahlaklı bir iş” olduğunu söyleyemez.

***


CHP’nin üst düzey yöneticisinin “iş bitirici” faaliyetinin de yasalara aykırı bir yanı yoktur, ama “etik” olmadığı kesindir.

Aynı şekilde AKP’nin üst düzeyindeki kişilerin, konumlarının gücünü ve etkisini kullanarak ticari faaliyette bulunmaları da “etik” değildir.

Yine siyasi iktidarla bağlantısı, akrabalık ilişkisi olanların yerel yönetimlerle iş yapmalarının, bunun için araya paravan şirketler koymalarının da yasalara aykırı bir yanı yoktur, ama bunlar da “etik” değildir.

***


Bir ülkenin başbakanının, cumhurbaşkanının çocuklarının sürekli olarak ticari faaliyetlerini geliştirmelerini, sürekli yeni ortaklıklar kurmalarını yasaklayan bir kanun maddesi yoktur.

Ama babası başbakan ya da cumhurbaşkanı gibi konumlarda bulunan kişilerin birileriyle parasal ilişkilere girmesinin savunulur bir yanı da yoktur.

Amerikan demokrasisinin emekleme döneminde buna “spoil system”, “yağma düzeni” denilirdi. İktidardaki parti değişince bir önceki dönemde para kazananlar kenara itilir, bütün etkili mevkilere yenileri gelir, paranın aktığı yön değiştirilirdi. Demokrasi anlayışı geliştikçe bu “yağma düzenleri” ayıplı oldu, siyaset yapanların örnek temizlikte olmaları kural haline geldi.

***


Deniz Feneri rezaletini de unutmayalım. Olaya adı karışan bir kamu görevlisi, bu göreve gelmeden önce zengin olduğunu söyledi ve koltuğunda oturmaya devam ediyor.

Başbakan bu kişiye telefonu açıp “görevinden ayrıl” diyemez, çünkü ya karşısındaki de ona “sen kendi çocuklarına, damatlarına bak!” derse...

Ekonomideki asıl gücü ve parayı devletin elinde tuttuğu, “liberal, özgür ekonomi”nin yalan olduğu bir düzende yaşıyoruz ve “etik de neymiş”e alışmak zorundayız.

DİĞER YENİ YAZILAR