Geçen yılın 17 Aralık günü, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında bir anlaşmaya varıldı. Ve Türkiye bu anlaşmanın gereklerini yerine getirdi.
Ankara'nın yerine getirmediği, içeriye dönük olarak süreci hızlandıracak politikaların geliştirilmesidir.
Bu gecikme ya da eksiklikler, Türkiye'nin "ilerlemesi" ile ilgilidir, Türkiye'nin görüşme sürecinde zaman kaybetmesiyle ilgilidir. Avrupa Birliği liderleri ile -ki bunların arasında Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti de vardır, Almanya da vardır, Fransa da vardır- varılmış anlaşmadaki her şey yapılmıştır.
* Bu anlaşmada Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetini tanımak yoktur. Sadece bu yolda önemli bir adım sayılabilecek olan ve Kıbrıs'ta çözüme katkıda bulunacağı açık olan "Gümrük Birliği Anlaşması'nın genişletilmesi" vardır.
* Türkiye, geçmişten kalmış birçok önyargı, korku ve kuşkuyu geride bırakarak, kışkırtmaları aşarak bunu da yapmıştır. Bu durumda Avrupa Birliği ülkelerine düşen, Türkiye'yi sıkıştırmak değil, daha da cesaretlendirmektir. Eğer Kıbrıs, Avrupa'nın ve dünyanın sorunlarından biri olmaktan çıkarılmak isteniyorsa AB'yi yönetenlerin izlemesi gereken politika da bellidir.
Sığ siyasilere kalmamalı
Türkiye'yi AB sürecinde sıkıştırmayı tercih edenler üç ülkenin "sağ" siyasi güçleridir. Fransa'da önümüzdeki başkanlık seçimi öncesinde sağdaki iç mücadelede Türkiye bir yarış konusu olmuştur. Almanya'da seçim arefesinde, kendisini iktidardaki sosyal demokratlardan ayrıştırmak ve daha sağdaki seçmene hoş görünmek isteyen Hıristiyan Demokratlar da Türkiye'yi kampanyalarının bir unsuru olarak kullanmaktadır. Avusturya'nın merkez sağ ve radikal sağ siyasi partileri için de Türkiye bir iç siyaset konusu olarak sık sık kullanılmaktadır.
* Dünyanın geleceğini düşünen, Türkiye'nin bu gelecekte yerine getirmesi gereken işlevlerin bilincinde olan siyasiler için bir tartışma konusu yoktur. Türkiye'nin Avrupa Birliği ile bütünleşmesinin anlamını bu kesim çok açık olarak görmekte ve bu yönde politika izleyenleri desteklemektedir.
Eğer dünyanın geleceğini, üç ülkenin içindeki seçim yarışının sıkıntıları ile Kıbrıs Rum liderlerinin takıntıları ve sayılan birkaç yüzü aşmayan "emlak" ve toprak dertleri belirleyecekse kötümser olmak herkesin hakkıdır.
* Avrupa Birligi'ni sığ siyasiler değil, dünyanın geleceğini ve barış içinde birlikte gelişmeyi birinci amaç olarak gören siyasiler gerçekleştirdi.
Türkiye'nin geleceğinin bu barış; demokrasi ve birlik süreci içinde yer alması gerektiğini Cumhuriyet'in ilk gününden itibaren benimsenmiş olan temel ilkeler gösterdi.
Avrupa Birliği de Türkiye Cumhuriyeti de geniş ufuklar üzerine kuruldu, bu ufukların sığ siyasi çekişmelere kurban edilmesini gelecek kuşaklar bağışlamayacaktır.
Avrupa'nın sözü
Geçen yılın 17 Aralık günü, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında bir anlaşmaya varıldı. Ve Türkiye bu anlaşmanın gereklerini yerine getirdi
Haberin Devamı

