Dışarıdan bakıldığı zaman Türkiye’deki ordu-siyaset ilişkisinin, gelişmiş demokrasiye sahip ülkelerle aynı olmadığı hemen görülmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri, seçilmiş siyasi iktidarlara karşı 3.5 kez açık müdahalede bulunmuştur. Alt kademelerden gelen üç darbe girişimi ise başarısız olmuştur.
27 Mayıs 1960’ta ordunun bir alt kademesi Demokrat Parti iktidarını devirmiştir. Gerekçe, “kardeş kardeşi öldürüyor” formülü ve DP’nin demokrasiyi sürekli gerileten girişimleridir. Bu müdahalede o dönemde dünyada güçlü esen sol rüzgârlar etkili olmuş ve ardından Türkiye’nin en ileri anayasası çıkmıştır.
12 Mart 1971’de ordu bu kez emir-komuta zinciri içinde Adalet Partisi hükümetini devirmiş, ancak siyasiler hapse atılmamış, daha sonra yine ordunun etkilediği “partilerüstü hükümetler”le durum idare edilmiştir. Bu dönemde hapse atılan ve asılanlar solcu gençler olmuştur.
12 Eylül 1980’de gerekçe yine “iç savaş tehlikesi”dir, her kesimden siyasiler hapse atılmış, bütün partiler kapatılmıştır.
28 Şubat 1997’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ardından başlayan ve kimilerinin “postmodern darbe” diye adlandırdığı dönemde Çiller-Erbakan koalisyonu kimsenin burnu kanamadan ve kimse hapse atılmadan iktidardan uzaklaştırılmıştır.
Daha alt kademedeki subaylar tarafından düzenlenen darbe girişimlerinin tarihleri de 22 Şubat 1962, 21 Mayıs 1963 ve 9 Mart 1971’dir. Bu girişimler ise yine Silahlı Kuvvetler’in üst kademesi tarafından bastırılmış ya da bertaraf edilmiştir. Bir albay ile bir yüzbaşı idam edilmiş, bu girişimlere katılan her düzeyden subay ve öğrenciler ya emekli edilmiş ya da hapis yatmıştır.
Tabloya bir de sol eğilimli askeri darbe girişimlerinin yanında Türkiye’deki radikal milliyetçi hareketlerin de başta Alpaslan Türkeş olmak üzere, yine silahlı kuvvetler kaynaklı olduğunu eklemek gerekir.
Bu uzun tarihi hatırlatmanın nedeni, Türk Ordusu ile sivil siyaset arasındaki ilişkinin doğal mecrasına kolayca giremeyeceğini göstermektir.
46 yılda 3.5 askeri darbe ve üç başarısız darbe girişimi yaşanan, son “buçuğuncu” müdahalenin üzerinden sadece 10 yıl geçmiş olan bir sürecin ucunu bağlamak için farklı koşullar gerekmektedir.
Türk ordusu ile sivil siyaset ilişkisinin başka bir düzeye, demokratik kurumların yerleşmiş olduğu ülkelerdeki düzeye geçmesi için iki meselenin çözülmesi gerekir.
Bunlardan biri, hem Silahlı Kuvvetler’in hem de bütün Türk halkının Türkiye’nin bir İslamcı ülke olmayacağına inanmasıdır.
İkincisi de terörle sonuç almaya çalışan ayrılıkçı Kürt milliyetçi hareketinin kesin olarak yenildiğine inanılmasıdır.
Bu iki sorun karşısında morali bozulan Türk halkı “neyse ki her iki tehlikeye karşı ordumuz var” duygusunu taşıdığı sürece Türk Silahlı Kuvvetleri’nin siyasetle ilişkisinin ve devlet örgütündeki farklı konumunun değişmesi zordur.
Bu gerçeğin değişmesi için de öncelikle bütün demokratik kurumların en hızlı şekilde yerleşmesi ve ülkenin tümü itibariyle demokrasi eğitiminin tamamlaması gerekmektedir.
Dışardan bakanların da meseleyi bu gerçekler ışığında görmesi gerekir.

