Avrupa eksenin neresinde?

Haberin Devamı

AKP hükümetinin dış politika önceliklerinin, ağırlıklı olarak da Başbakan Erdoğan’ın İran ve İsrail konularındaki beyanlarının yarattığı “Türkiye’nin dış politika ekseni kayıyor mu” tartışması sona ermiş değil.

Batı dünyasında eksen kaymasının bir unsuru olarak AKP hükümetinin Avrupa Birliği üyeliği hedefini terk ettiğine ilişkin yorumlar da devam ediyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini isteyen çevrelerde bile olumsuz bir gelişme olduğu anlaşılıyor.

***


Avrupa Birliği, Türkiye’nin 1987’de Özal tarafından yapılmış adaylık başvurusunu 1999’da kabul etti. 2005 yılında da Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde tam üye adaylığı süreci başladı. Bundan önceki AB-Türkiye ilişkilerinde ise esas olarak Türkiye’nin Avrupa Birliği
için hiçbir çaba göstermediği bir istikrarsızlık hâkimdi.

Türkiye bir şey yapmadı, Avrupa Birliği de bir şey yapmadı ve 40 yıl öylece geçti.

2005’te Türkiye’nin resmen aday olmasının ardından içeride üyelik için güçlü bir destek ortaya çıkar ve bu rüzgâr AKP hükümetini ileriye götürürken, Avrupa’da çeşitli nedenlerle Türkiye’nin üyeliğine karşı olanlar da çok sıkı bir faaliyet yürüterek Batı kamuoylarını Türkiye’nin tam üyeliği fikrinden soğutma konusunda başarılı sonuçlar elde etti.

Türk kamuoyu ve siyasileri, Avrupa’nın tek bir blok olmadığını, farklı toplumsal ve siyasal güç odaklarının Türkiye’ye ilişkin tavrında farklar bulunduğunu fazla göz önüne almadı.

2005’te resmen üyelik sürecinin başlamasının ardından birçok önemli reform gerçekleştiren AKP hükümetinin meseleye giderek soğuduğu bir sürece girildi. Türk kamuoyuna bu meselenin hemen gerçekleşmesinin mümkün olmadığı da anlatılmadığı için tepedeki küslük aşağıya yansıdı. 2000’li yılların başında AB üyeliği için yüzde 60’ın üzerinde olan kamuoyu desteği 2010’a gelindiğinde yüzde 40’ın altına indi.

***


Türkiye’yi yönetenler zaman zaman “önemli olan AB üyeliği değil onun standartlarına ulaşmaktır” beyanında bulunsalar dahi, 2007’den sonra; AKP’nin ikinci hükümet döneminde reformların hız kestiği ortadadır.

Geçen dönem AB ile ilişkiler, başta Başbakan olmak üzere Türk siyasilerin Avrupa’ya tepki, eleştiri ve serzenişleriyle doludur.

Ayrıca bu dönemde Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın dış gezilerine bakıldığında Avrupa ülkelerinin ne kadar az yer tuttuğu da görülecektir.

Başbakan Erdoğan, Avrupa Birliği tam üyelik hedefini artık gerçekleşebilir bir durum olarak görmüyorsa bunu seçim öncesinde açıklamalıdır. “Üyelik istiyoruz ama...“ şeklindeki bir politikaya ya da “vaziyeti idare etme“ye yer yoktur, eğer AB üyeliği AKP’nin gündeminde eski yerini koruyorsa bunun gereklerinin yapılmasını beklemek de halkın hakkıdır.

Avrupa Birliği üyeliği yönündeki çalışmalar, sadece Batı için değil bütün dış dünya için Türkiye’nin dış politika ekseni ve içeride de demokratik sürecin devam iradesi bakımından önemli bir gösterge olmaya devam edecektir.

DİĞER YENİ YAZILAR