Aslanı kandıran tavşan

Kelile ve Dinine, 14'üncü yüzyılın ilk yarısında Hindistan'da yazıldı. Sasani hükümdarı Nusirevan Acemce'ye Abbasi hükümdarı Memnun Arapça'ya çevirtti. Yazarının Kul Mesud olduğu sanılıyor

Haberin Devamı

Kelile ve Dinine, 14'üncü yüzyılın ilk yarısında Hindistan'da yazıldı. Sasani hükümdarı Nusirevan Acemce'ye Abbasi hükümdarı Memnun Arapça'ya çevirtti. Yazarının Kul Mesud olduğu sanılıyor. Kelile ve Dimne 1489'da Osmanlı sarayına ulaştı, daha sonra etkileri Fransa'ya Lafontaine'e kadar uzandı.

Kelile ve Dimne. hayvan hikâyeleri yoluyla insanlara iyi ahlâk ve akıl mesajları vermektedir. Bunlardan biri "Bir tavşan bir aslanı hile ve düzenle helak etti" başlıklı hikâyedir...

Bir aslan bir kırlıkta, güzel kokuları cenneti andıran ve ışığının aksi yeryüzünü aydınlatan bir çayırlıkta yer edinmişti. Her ağacın dallarında bülbüller şarkı söylüyor, binlerce yıldız çayımı üzerinde parlıyor, çiçeklerin taze kokuları dünyaya dağılıyordu.

Çayırda bulunan bütün hayvanlar, bu otlak ve sulak sahada refah ve nimet içinde yaşıyordu. Ancak aslanın da buraya yerleşmesi keyiflerini kaçırdı.

Bir gün toptandılar, hep birlikte aslanın yanına gittiler. Şöyle dediler

"Sen her gün birçok zahmet çekerek içimizden birini kandırıyor ve avlıyorsun. Biz de senin elinden kaçmak için çok zahmet çekiyoruz. Bir çare düşündük ki bu sayede sen koşup yorulmayacaksın, bize de biraz rahatlık ve emniyet gelecek. Eğer kabul edersen her gün senin mutfağına bizlerden birini. gıdanı temin etmen için göndereceğiz. Böylece sen avlanma zahmetinden hepten kurtulacaksın."

Aslan kabul etti ve bu düzen işlemeye başladı. Her gün sıra kendisine gelen hayvan kendi ayağıyla aslana gidiyor ve yem oluyordu.

Bir süre sonra sıra tavşana geldi. Tavşan diğer hayvanların yanından ayrılmadan önce şöyle dedi:

"Beni aslana vermez ve biraz rahat bırakırsanız ben de sizi bu kan içip can alan zalimin azabından kurtarırım."

Diğer hayvanlar tavşana pek inanmadılar ama "Peki" dediler.

Tavşan bir süre gezdi eğlendi, yemek vakti geçtikten sonra aslanın yanına gitti.

Aslan yemeği geciktiği için öfkeliydi, "Neden bu saatte geliyorsun, diğer hayvanlar nerede?" diye kükredi. Tavşan da üzgün bir ifadeyle cevap verdi:

Kimseye kızmayın efendim. Diğer hayvanlar benimle birlikte bir tavşan daha göndermişti. Yolda karşımıza bir aslan çıktı, çok yalvardık, Biz bizim aslanın yemeğiyiz, bize dokunma dedik, dinlemedi. Sizin aslan da kim oluyormuş, buraların kralı benim dedi ve yanımdaki besili tavşanı kaptı. Ben de kaçıp durumu size bildirmeye geldim."

Aslan öfkeyle ayağa kalktı. "Çabuk beni o aslana rastladığın yere götür" dedi. Tavşan önde aslan arkada yola düştüler, bir kuyu başına geldiler.

Tavşan aslana döndü "İşte o bu kuyunun içindedir, beni sırtına al da tam göstereyim" dedi. Aslan tavşanı sırtına aldı, kuyuya eğildiler. Aslan suda kendi aksini ve tavşanın aksini gördü. Tavşan "İşte onlar" diye bağırdı, aslan da tavşanı sırtından atıp suya hamle etti ve birkaç saniyede kuyunun dibini boyladı.

Tavşan diğer hayvanların yanına döndü, onlar da çok sevindiler, emniyet ve rahata yeniden kavuşmanın keyfiyle şu şiiri söylediler:

Tânrı'ya and içerim ki ben gerçekte düşmanın ölümüne sevinmem,

Akıllı, deli, sarhoş ve ayık, herkes ölüm acısını tadacaktır.

Ancak bana güzel ve hoş gelen şeyi herkes istemekte haklıdır.

Düşman yok olsun, işi bitsin. ben de göreyim "Oh olsun, layıktı diyeyim.

DİĞER YENİ YAZILAR