Ankara’nın bitmez tükenmez daralma mevsimlerinde önce “asker ne diyor” sorusu ortaya çıkar. Buna çeşitli kalemler kendi bakış açılarına, hatta özlemlerine ya da bağlantılarına göre cevaplar yetiştirmeye başlar.
Ardından “asker müdahale eder mi” sorusu gelir. Yine herkes buna da kendine göre bir cevap bulur.
Şu anda Ankara yine böyle bir mevsim yaşıyor. Yine çeşitli köşelerde “iyi darbe-kötü darbe” tartışmaları başladı. İslamcı kesime yakın yayın organlarında yeni bir “28 Şubat” kuşku ve korkusu açığa çıktı.
Askeri müdahale konusunun tekrar gazete köşelerinden taşmaya başlamasının birinci nedeni Türk Silanlı Kuvvetleri’nin üst komutasındaki görev değişikliği oldu.
Ankara uzun süredir bu görev değişikliğiyle ilgili çeşitli kaynatma faaliyetleri içindeydi. Yayılan beklenti 30 Ağustos’ta göreve gelen komutanların, bir önceki dönem gibi AKP iktidarına hoşgörülü yaklaşmayacağı şeklindeydi.
Bu tür beklentiler yayıldığı dönemlerde de kaçınılmaz olarak bunun yansımaları olur. Komutanların her zaman söyledikleri, her törende dile getirilen “laik cumhuriyet” vurguları bu kez başka türlü kaynatmaların konusudur.
İşin doğrusu
* Türkiye’de 3.5 askeri müdahale oldu. 1960, 1971 ve 1980 askeri müdahalelerinin ardından yaşananları değil, ondan önceki dönemleri göz önüne alanlar için askeri müdahaleler itiraf edilmemiş bir çekicilik konusu olarak zihinlerde yaşamaya devam ediyor.
* Benzer bir durum “buçuğuncu” denebilecek olan 28 Şubat “süreci” için de geçerlidir. Bu “süreç”te Çiller-Erbakan iktidarı indirildi, ardından Türk siyasi hayatının en türbülanslı dönemlerinden birine girildi, sonra da AKP iktidar oldu.
AKP’nin tabanında çeşitli tarikatlar ve cemaatlerin etkili olduğu bir sır değil. Bu “taban” zaman zaman bazı belediyelerin faaliyetlerinde görüldüğü gibi sersemce icraatlara kalkışarak 28 Şubat günlerini hatırlatıyor.
Bu izansız, cahilce ve anlamsız icraatlara rağmen AKP’nin bundan sonraki seçimde de tek başına iktidar olma ihtimalinin yüksek oluşu bazı çevrelerde umutsuzluğa yol açıyor, orta vadeli geleceğe ilişkin karamsar beklentiler yaratıyor.
Askeri darbelerin gizli çekiciliği de burada ortaya çıkıyor: Laf olarak “yanlış” diyenler bile gizliden gizliye taşıdığı “olsa fena olmaz” duygusunu çeşitli yollarla ifşa ediyor.
* Askeri öne iterek siyasi ya da toplumsal yarar sağlamayı umut edenler hiçbir zaman eksik olmamıştır. Üstelik bunlar her askeri müdahalenin arkasının daha büyük sorunlarla geldiğini görmemektedir.
Ama bu gerçek de AKP’nin içindeki radikal unsurların faaliyetleri karşısında susulmasını gerektirmiyor. Tam tersine, sivil toplum, toplum, bu faaliyetlerin karşısına gerçek vatandaş tepkisini koymalıdır. Askeri darbelerin gizli çekiciliğine kapılıp bu görevi savsaklamak da suçtur.
Askeri darbenin gizli çekiciliği
Ankara’nın bitmez tükenmez daralma mevsimlerinde önce “asker ne diyor” sorusu ortaya çıkar. Buna çeşitli kalemler kendi bakış açılarına, hatta özlemlerine ya da bağlantılarına göre cevaplar yetiştirmeye başlar
Haberin Devamı

