Asker tartışması

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) geleneğinde, komutanlar görevleri süresince kamuya açık olarak fikirlerini söylemezler

Haberin Devamı

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) geleneğinde, komutanlar görevleri süresince kamuya açık olarak fikirlerini söylemezler. Önceki yıllarda emekli olan üst düzey komutanlar da kamu önüne çıkmaz, fikir belirtmezlerdi. Son dönemde ise "temsil" özelliği olup olmadığı belli olmayan birçok emekli generalin sürekli ve her konuda fikir belirttiği görülüyor. Bazen de emekliliği yaklaşmış komutanlar çıkıp uzmanlık alanlarının dışında da konuşabiliyor. Bu, son birkaç yılın adeti oldu. TSK, Cumhuriyetin başından beri siyasi ağırlığı olan bir kurumdur. 1960'lı ve 70'li yıllarda ise TSK içindeki siyasileşme 27 Mayıs 1960 ve 12 Mart 1971 müdahalelerine yol açmıştır. 1960'ta rüzgâr, demokrasi, insan haklan, sosyal adalet yönünde esiyordu. 1971'de ise, öncekini bastıran rüzgâr, varolan özgürlüklerin Türk halkına "fazla geldiği" yönündeydi. 12 Eylül 1980 ile birlikte TSK bütün sivil siyasi yapının karşısında yer aldı, ancak uygulamalarının, sonuçlan bakımından aynı "tarafsızlıkta" olmadığı görüldü. TSK'nın siyasi gidişata karşı açık tavır aldığı son dönem "28 Şubat süreci"dir. Erbakan'ın başbakanlıktan ayrılması yolunda Ordu, bütün "imkânlarını" kullandı ve sonuç aldı. Açık bir müdahale olmadı, ama eşiğinden dönüldü. Bugün ise koşullar ve "rüzgârlar" önceki dört örnekten çok daha farklı. Daha önceki deneyler TSK'nin görev ve sorumluluk sınırlarının ötesinde "etkinlikte" bulunması konusunda haklı duyarlılıklar yaratmıştır. Ama bunun tam tersi bir duyarlılık da vardır: sivil siyasilerin Türkiye'yi Batı rotasından çıkartabilecek beceriksizlik ya da kasıtlı çabalan karşısında Türk Ordusu'nun en büyük güvence olduğuna ilişkin güçlü inanç...

Komutanlar ne diyor...
30 Ağustos görev değişimi öncesinde bazı komutanlar "içlerinden geçenleri" açık açık söylediler. Önce şu konuda anlaşmak gerekiyor: Komutanlar da bu ülkenin bütün yurttaşları gibi ülke sorunları üzerinde düşünmek, fikir geliştirmek, başkalarını eleştirmek hakkına sahiptir. Bu hak, onlara siyasi süreçlere görev ve sorumluluk alanlarının ötesinde müdahale hakkı vermez, ama vardır. Bu açıdan, komutanların söylediklerini, üslup özelliklerinin ötesine geçerek düşünmek gerekir.

* Diyorlar ki: Laik Cumhuriyete saldırılar devam etmektedir, Türkiye'nin Batı hattından çıkarılması tehlikesi vardır. Bu görüşü abartılmış bir hassasiyetin ürünü gibi görmek mümkündür. Ama Silahlı Kuvvetier'in özel duyarlılıklarını, farklı bakış açılarını da anlamak gerekir.

* Komutanlar, bir kez daha "takıyye"den söz ediyorlar. Açıkça söylemedikleri ama işaret ettikleri şudur: AKP hükümeti henüz takıyye yapmadığının, yani siyasi İslam gelenek ve hedeflerinden tam olarak koptuğunun güvencelerini vermemiştir, bu konuda kuşkular vardır. Şu anda Türkiye'nin herhalde aşağı yukarı yansı buna benzer düşünceler içindedir. AKP'ye ve hükümetine daha hoşgörülü bakılması bu yöndeki kuşkuların yok olduğu anlamına gelmez.

* Bir komutan da "mütareke basını" kavramını kullanarak medyayı ikiye ayırmaktadır. Bu da abartılı bir tepki olarak görülebilir. Ama Türkiye'nin yüzde 80'i medyanın tümünü aynı kefeye koyup iktidar rüzgârlarına göre tavır değiştiren bir güç odağı olarak görmekte ve medyaya güvenmemektedir. Komutan da kendi bakış açısı ve üslubuyla bunu söylemektedir. Komutanların söylediği bir şey daha vardır, o da son Irak savaşı dolayısıyla bir tür "Amerika sever" grubun ortaya çıkmış olmasıdır. Irak savaşında Türkiye'nin ne yapması gerektiğini tartışanlardan bazılarının sadece "Amerikan muhibbi" olmasından onlar da rahatsızdır. Silahlı Kuvvetler'in siyasi gelişmeler içinde gerekenden fazla bir ağırlık taşımaktan çıkmasının, önemli duyarlılıklarının ve bunlan ifade ederken kullandıkları üslubun değişmesinin yolu çok açıktır. AB standartlarına, AB üyelerinin sahip oldukları güvencelere sahip, tam işleyen demokratik sistem ve hukuk devleti kurallarını içine sindirmiş bir Türkiye'de bugünkü kuşku ve güvensizlikler geride kalacak, her şey yerine oturacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR