Asker, sivil, güven

Milli Güvenlik Kurulu'nun yapısındaki değişiklik ve Yüksek Askeri Şûra dolayısıyla söylenenler bir kez daha asker ile sivil arasında bir "güven" sorunu bulunduğunun "teyidi" oldu

Haberin Devamı

Milli Güvenlik Kurulu'nun yapısındaki değişiklik ve Yüksek Askeri Şûra dolayısıyla söylenenler bir kez daha asker ile sivil arasında bir "güven" sorunu bulunduğunun "teyidi" oldu. Askerler sivil politikacılara güvenmiyorlar. Bu güvensizliğin Cumhuriyetin genç yıllarında Atatürk tarafından iki kez girişilen "demokrasi deneyleri"ne kadar uzandığını söylemek mümkündür. Her iki denemede de Atatürk'ün talimatıyla kurulmuş olan muhalefet partileri daha başta halkın en tutucu güdüleri üzerine siyaset yapmaya başlamışlar ve gerilimlere neden olmuşlardır. Demokrat Parti, tek parti iktidarı olmanın sağladığı güce dayanarak, demokrasilerde çoğunluk diktası olamayacağını da unutarak, demokratik hak ve özgürlükleri biçmeye girişmiş ve böylece 1960 darbesine kadar gelmiştir.

Vatandaş denetlerse...
Bülent Ecevit siyasi İslam'ın ikinci partisi olan Erbakan'ın Milli Selamet Partisi'ni iktidara ortak etmiş ve devlet içinde en partizanca kadrolaşmaların temelini atmıştır. Sonraki Milliyetçi Cephe hükümetleriyle ve iyice yozlaşan siyasi manevralar arasında 12 Eylül 1980'e gelindi. Ardından Tansu Çiller siyaset sahnesine çıktı, Erbakan'ı Başbakan yapü ve rejime dönük zorlamalar başladı. Bundan sonra gelen sivil iktidarlarda ve koalisyonlarda yolsuzluk meseleleri neredeyse ülkenin birinci sorunu oldu. Şimdi bu kısa tarihi özetin ardından askerin sivil politikacılara güvensizliğinin temellerini anlamak mümkündür. Bütün bu sorunlara; sivillerin yanlış yollara sapmalarına ve bunların yarattığı krizlere bakıldığı zaman asıl sorun, işin en ucunda demokrasi ve şeffaf devletin eksikliğine dayanmaktadır. Buna karşılık askeri yönetim dönemlerinin, gerek 27 Mayıs gerekse 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinin, bu darbelere öncülük eden askerler açısından da fazla parlak bilançolarla sonuçlanmadığını, özellikle 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde bütün suçun demokraside olduğunu zanneden askeri yöneticilerin kendilerinden sonraki ağır sıkıntıların temellerini attıklarını da yakın tarihi biraz bilen herkes görmektedir. Demokratik sistemin bütün kurallarıyla işlediği, devletin şeffaflığı sayesinde vatandaş tarafından politikacıların sürekli olarak denetlenebildiği bir toplumda askerin sivillere güvenmemesi için bir neden olamaz.

Demokrasinin zevkine vardıkça
Bugünkü güvensizlik ortamının temeli de yine demokrasimizdeki eksikliklerdir. Demokratik sistem tam olarak işliyorsa ve bu sayede toplumun güvenceleri, ülkenin güvenliği ve bütünlüğü giderek sağlamlaşıyorsa, herkesin kendi görev alanının sınırları içinde kalması kaçınılmazdır. Ek emniyet supaplarına ihtiyaç yoktur. Toplum kendi yapısı içinde bu "emniyet supaplarını" oluşturur. Türkiye, demokrasisindeki eksiklikeri tamamladıkça ve gerçek demokrasinin "zevkine" vardıkça bugüne kadar gelmiş olan birçok tartışma gibi "sivil-asker" sorununu da geride bırakacaktır. Bütün demokratik ülkelerde bu böyle olmuştur.

DİĞER YENİ YAZILAR