Haberin Devamı
Ergenekon davası başladığında önemli bir soru soruldu: Bu dava sanıkları kendi başlarına nasıl darbe yapabilirler?
Aslında bu sorunun cevabı, bir deniz kuvvetleri komutanının günlüklerinde verilmişti. İki yılı aşkın bir sürede, Ergenekon davaları sürerken “asıl dava”ya bir türlü gelinmemiş olması hem soru işaretleri yaratmış hem de bilinçli kafa karıştırma faaliyetlerine yaramıştı.
“Asıl dava” dün başladı. Davanın başlamasından iki gün önce mahkeme başkanının değişmesi bazı tepkilere elverişli bir durum yarattı. Ergenekon davası başladığında da “salonun hali rezalet” diye bağıranlar hatırlanırsa, “siyasi savunma” konumunda olanlara bu kadar kolay imkânlar verilmesinin de sorgulanması gerekiyor.
“Balyoz Planı” davasının konusu, şu anda emekli olan ya da Silahlı Kuvvetler’de görevi devam eden kişilerin “darbe planı” hazırladıkları iddiasıdır.
Bu hazırlığın odağında bir seminer vardır ve iddianameye eklenen belgelere göre de bu seminerin ardından plana uygun görevlendirmeler yapılmıştır.
İddianamede planlama çalışmasına katılmamış olan, ancak üstleri tarafından görevlendirilmiş subaylar da sanık olarak yer alıyor.
İddianameyle ilgili başka eleştiriler de var. Konuyla ilgili çalışmalar yapanların tespit ettiklerinin dışında başka tutarsızlıklar da olabilir. Zaten davalar bunun için vardır. Eğer iddianameler mükemmel olarak hazırlansa hiçbir davanın görülmesine, duruşma yapılmasına gerek kalmaz, sanığa savunması sorulur, yargıç da hemen kararını verirdi.
Balyoz davası da karmaşık bir davadır ve siyasi bir davadır; isnat edilen suç siyasi bir suç olduğu için siyasi bir davadır. Diğer Ergenekon davaları da iç içe geçmiş örgütlenmeler ve ilişkiler üzerinedir, onlar da karmaşıktır ve siyasi davalardır.
Bu siyasi davalar sürecinde “siyasi” baskıların devreye girmesi de kaçınılmazdır. Nitekim çok daha ağır suçlamalarla yargılanan asker kişiler tutuksuzken daha hafif eylemlerle suçlanan sivil kişilerin tutukluluk hallerinin devam etmesi de bunun açık kanıtıdır.
Bütün bu davalarla ilgili tartışmalar devam edecektir, davalar sona erdikten sonra da devam edecektir. Hukukçu olmayanlar için, Türkiye’nin en azından 1960’tan itibaren “askeri müdahaleler” tarihini bilmeyenler için davalar çok karmaşıktır. Bu davaları sadece AKP hükümeti ve yarattığı korkular ekseninde görmek ve yorumlamaya çalışmak da “esas”tan uzaklaşmaya, davaları gündelik bir siyasi çekişme gibi görmeye yol açar.
Balyoz davası, cumhuriyet tarihinin en önemli birkaç siyasi davasından biridir, hatta en önemlisidir, çünkü yüz yılı aşkın bir siyasi süreç içinde oluşmuş bir geleneğin son girişimlerinin yargılanmasıdır.

