Ankara usulü sabotaj

Haberin Devamı

Anlaşılan Başbakan Almanya’ya gitmeden önce konuyu sormuş, kendisine “çalışmalar yoğun şekilde sürüyor” denmiş, o da gitmiş Almanya Başbakanı’na konuyu açmış. “Sabotaj” dedi, haklı, tam Ankara usulü sabotaj.

Sonuçta birkaç milyon Türk vatandaşı yine oy kullanamayacak. Varsın kullanmasın. Bürokrasi bol bol yazıştı ve konunun çözülemeyeceği kanaatine vardı ya...

Yüksek yargının bir parçası Başbakan’ı “kontrpiye”de bıraktı ya...

***


Yüksek Seçim Kurulu’nun görevi nedir? Bütün vatandaşların seçme ve seçilme haklarını kullanmasını sağlamak. Bugünkü teknik imkânlarla, gurbetçi vatandaşların seçme haklarını kullanmalarını sağlayamamak ayıba girer. Bunun nasıl olacağını, altyapının kurulması için hangi devlet kuruluşlarının ne yapması gerektiğini belirleyecek olan da yine “yüksek yargı”nın, vatandaşların seçme hakkını kullanmaları için “gerekli hizmeti” vermekle yükümlü “kanadı” olan Yüksek Seçim Kurulu’dur.

Gurbetçi Türklerin oy kullanmasıyla ilgili yasal düzenlemenin üzerinden 2.5 yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra “yazışma” yapmaya başlayınca uygulamanın bu seçime yetişmesinin zaten mümkün olmadığını herhalde bu “Yüksek” kurulun üyeleri biliyordur. O zaman “yasal düzenlemeden sonra harekete geçmek için neden o kadar beklediniz” sorusuna da verecek bir cevapları vardır.

***


Avrupa’daki gurbetçi Türklerin seçme hakkına sahip olanlarının, toplam seçmen sayısına oranı yaklaşık olarak yüzde 2’den fazladır. Bu oyların büyük bölümünün nereye gideceği de kimsenin gizlisi değildir.

Yüksek Seçim Kurulu kararları kesindir, bunlara karşı herhangi bir başvuru mercii yoktur, dolayısıyla bu seçimde gurbetçiler yine ancak sınır kapılarında oy kullanabilecek.

Ancak yasal düzenleme bulunduğuna ve Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı olduğuna göre, yurt dışında yaşayan her vatandaş “anayasal hakkını kullanmasını önlediği” gerekçesiyle Yüksek Seçim Kurulu aleyhine başvuruda bulunabilir. Anayasa Mahkemesi de bu durumda, her başvuru için tek tek “vatandaşın anayasal hakkını mı koruyacak yoksa kardeşini mi kollayacak” kararı vermek zorunda kalacaktır.

***


Ankara, “vatandaşa hizmet değil devleti koruma” görevine sahip olduğunu düşünen yapılardan oluşuyor. O yapılar “devleti koruma”nın ne olduğuna da kendi başlarına karar verme alışkanlığından kurtulamıyor, aslında kurtulmak da istemiyor. Ankara’daki güç mücadelesinin en önemli alanı ve nedeni budur ve bu güç mücadelesinde, son örnekte olduğu gibi, birkaç milyon seçmenin oy kullanamayacak olması sadece “teferruat”tır.

DİĞER YENİ YAZILAR