Bu savaşta bir süredir en kaba istihbaratçı yöntemleri kullanılmaya başladı.
El bombaları naklediliyor, yasal bir faaliyet. Ama “birileri” bunu biliyor, demek ki izliyor ve ihbar ediyor. Bunun üzerine emniyet yapması gerekeni yapıyor.
Sivil araçla el bombası taşınmasının yarattığı kuşkular bir yanda, “birilerinin” bunu izlemesinin korkunçluğu diğer yanda... Herhalde olup bitenlere en ilgisiz vatandaş bile bundan rahatsız oluyordur.
Erzincan-Erzurum hattında bir süredir devam eden “savaş”ın hukuki süreç içine girdiği sanılıyordu. Böylece anlamsız spekülasyonlar ve karşılıklı iddialar da sona erecekti.
Öyle olmadı, ortaya kamera çekimleri çıktı: Olayı izleyen CHP’li Milletvekili, birkaç gün önce basılan pastanenin sahibi tarafından “gizli tanık” ile tanıştırılıyor.
Görüntüleri şöyle okumak mümkün: Gizli tanık bir menfaat kaygısıyla “karşı” tarafa, pastane sahibine bir şekilde gitmiş, o da “işi bağlamış.” “Bağlama”nın gereği olan “çanta” CHP’li vekil tarafından getirilmiş ve bir köşeye bırakılmış. Son görüntüde pastane sahibi çantayı alıyor. Daha sonrasına ilişkin bir görüntü yok, ama bu kadarı üzerine bu hikâye yazılabilir.
Hikâye CHP’li vekilin dediği gibi de yazılabilir: Tutuklu savcı Cihaner’in durumunu izlemek için şehre giden vekilin yanına iki kişi yaklaşıp diyalog kurmaya çalışır, o sırada vekilin elinde özel eşyalarının bulunduğu seyahat çantası vardır, o da çantayı bir köşeye bırakır. Ama çıkarken unutur, kendisine yardımcı olan pastane sahibi görür, alır. Son görüntü bu. Vekile göre görmediğimiz en son görüntüde ise pastane sahibi kendisine çantasını vermektedir.
Son derece makul bir hikâye. Ama hikâyede makul olmayan iki unsur var: Biri, vekilin gizli tanık ile görüşmüş olması. Eğer görüştüğü kişinin gizli tanık olduğunu bilmiyorsa bu vekile komplo kurulmuş demektir. Ama vekil bunu söylemiyor. “Yargıya müdahale” kavgaları ayyuka çıkmışken bir milletvekilinin gizli tanıkla görüşmesi kolay açıklanabilir bir durum değil.
Görüntülerin ilk yorumunu yayanların “gizli tanığa 80 bin lira verildi” iddiası üzerine de “benim zaten 20 bin lira banka borcum var bu parayı nereden bulayım” demesi de fazlasıyla safiyane kalıyor.
İşte, ortada bir kamyon var, bir de çanta. İkisi hakkında da iki apayrı hikâye anlatılıyor. Vatandaş hangisine inanacak?
Halen durum şu, vatandaşlar her olay üzerine ayrı bir dikkat sarfederek düşünmüyor; baştan hangi tarafı tuttuysa onun hikâyesini doğru kabul ederek düşünüyor. Böyle sürüp gidiyor.
İstihbaratçı yöntemleriyle yürütülen bir savaşta zaten “makul” ü aramak aşırı zor bir iştir.
Ama bu savaş da artık gerçekten kabak tadı verdi.

