Anayasa tartışma ve kavgalarında doğrularla yanlışlar yine birbirine karıştı. Çünkü aynı taraflar yine mevzilerini aldı ve aynı noktalardan atışa başladı.
AKP tarafında heyecanla beklenen, üniversitelerde türban yasağının kalkması ve bu alanda “en önemli gediğin açılması.” Onlar anayasa meselesine buradan bakıyor.
Karşı taraf da aynı şekilde tam karşıda duruyor ve yeni anayasa ile gelecek tehlikelere erken atış yapıyor.
Çağdaş anayasa için başlayan faaliyette kimse henüz anayasanın içeriğini tartışma girişiminde bulunmuş değil. Bu çabayı gösterenler iyice kıyıda kalmış durumda.
Yeni ve çağdaş bir anayasa istiyor muyuz istemiyor muyuz?
Bütün tarafların, ilgililerin ve vatandaşların kendilerine sormaları gereken birinci soru bu. Önce bunun üzerinde bir anlaşma sağlanması gerekiyor.
İkinci önemli konu, 1982 Anayasası’nın mantığından ve yapısından kesinlikle farklı bir anayasaya sahip olmamız gereğidir:
Yeni anayasanın, çağdaş özgürlük anlayışını tümüyle yansıtan bir metin ve tekrar değiştirilmeye gerek kalmayacak bir yapıya sahip olmasıdır.
Bunun ardından tartışmamız gereken, yargı bağımsızlığının sağlanması, yürütmenin yetkileri ve denetiminin güvence altına alınması gibi temel konulardır.
Şu anda bunları da doğru dürüst tartışma aşamasına geçebilmiş değiliz, çünkü el birliğiyle türbana takıldık kaldık.
Üniversite rektörleri dün bir açıklama yaparak üniversitede türban yasağının kalkmaması gerektiğini söyledi. Başbakan’ın buna cevabı ise “Size ne, yetkili olan Meclistir ve anayasayı halk oylayacaktır” şeklinde özetlenebilecek
bir tepkiden ibaret kaldı.
Oysa üniversitede türban kavgası ve yasağı üniversite rektörlerini birinci derecede ilgilendiren bir sorundur. Ve bu alanda atılacak
her adım öncesinde üniversitelerin eğilimlerinin dikkate alınması şarttır. Bunun demokrasiye aykırı bir yanı yoktur. Başbakan da türban meselesine yoğunlaştığı için çok bilinen tarzda
bir tepki gösterdi.
Yeni anayasa taslağının ortaya çıkmasından önce türban dahil bütün konuların enine boyuna tartışılması
son derece yerindedir.
Bu tartışmaya toplumun bütün kesimlerinin, siyasi örgütlerin, sivil toplum örgütlerinin ve “kurumlar”ın katılması da şarttır. Fikrini beyan edecek tek bir vatandaşa bile kimsenin “sana ne” deme hakkı yoktur.
Yeni ve çağdaş bir anayasa hazırlığı sürecini eski usul kavga mantığıyla berbat etmeye de kimsenin hakkı yoktur. Şu anda yine böyle bir “berbat etme” durumunun kıyısına geldik, ama bir an önce buradan çıkmak ve yeni anayasayı bütün yönleriyle konuşmak gerekiyor.

