Ali Babacan ve Hasan Cemal

Haberin Devamı

Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Avrupa’da Türkiye’deki Müslüman olmayan azınlıklarla ilgili sorular karşısında “Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor” demişti. Tabii ki bu sözler tepkiyle karşılanmış, ancak Babacan sözünün arkasında durduğunu söylemiş, Tayyip Erdoğan bakanını savunmuştu. Herhalde AKP’ye yakın yayın organlarında da Babacan’ı savunan yazılar çıkmıştır.

Milliyet’te dün Hasan Cemal “Dini özgürlüklerle ilgili sorunlar var!” başlıklı bir yazı yayınladı. Başlığın üstünde de “Dışişleri Babacan’a bu kadar tepki neden?” sorusu yer alıyordu. Üst başlığı ve başlığı okuyunca Hasan Cemal’in görüşü zaten ortaya çıkıyor. O da Ali Babacan gibi Türkiye’de “Müslüman çoğunluğun dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşadığı” kanaatinde.

Ali Babacan sözünü destekleyen kanıtlar ileri sürmemişti, Hasan Cemal sürüyor. Ona göre Müslümanların dini özgürlüklerle ilgili “türban”, “din eğitimi”, “cemaat ve tarikatlar” konularında sorunları vardır.

***


Önce sonuncudan başlayalım. Türkiye’deki Müslüman çoğunluğun “tarikatlar ve cemaatler” olarak örgütlenmesinde bugün hiçbir sorun yoktur. Yirmi yıl kadar önce devletin en üstünde görevli bir kişi açıkça “tarikat mensubu olmakla övündüğünü” söylemiştir. Bir tarikat şeyhinin cenazesi “ayrıcalıklı” bir T. C. vatandaşı olarak, Bakanlar Kurulu kararıyla Süleymaniye haziresinde Kanuni türbesinin arkasına defnedilmiştir. Tarikatların önde gelen kişilerinin cenazelerinde bütün devlet erkânı saf tutar. Fethullah Gülen cemaatinin bugünkü durumu ortadadır, AKP ve SP içinde olan ve olmayan cemaat ve tarikatların da istedikleri gibi örgütlendikleri de ortadadır. Bunun tersini söylemek ancak siyasi İslamın “Müslümanların Türkiye Cumhuriyeti’nde ağır mağduriyet yaşadığı” yalanının tekrarıdır.

***


Doğrudur, tarikat ve cemaatlerin, başta eğitim olmak üzere bazı sosyal alanlarda ve siyasette etkili olmamaları için uğraşılmış ama bu çabalar başarısızlığa uğramıştır.

Din eğitimine gelince; yasal olan ve olmayan Kur’an kursları ülkenin her tarafında faaliyettedir ve uzun yıllardır, yasal olmayanlarla ilgili olarak da herhangi bir takibat yapılmıyor. İmam hatip okulları, cemaat örgütlenmelerinin gücüyle bugünkü haline, yani “paralel eğitim” kurumları haline getirilmiştir. “Çocuğuma dini eğitim veremiyorum” diyen, yalan söylemektedir. Bu da siyasi İslamın Cumhuriyet’le ilgili mağduriyet propagandasının bir parçasıdır.

“Dini özgürlük” yani “dinini özgürce yaşamak” ile siyasal İslamcı hareketlerin dayatmaları arasındaki fark görülmediği sürece siyasal İslamın propagandalarına kurban olmak kolaydır.

***


Türkiye’de isteyen istediği gibi namaz kılar; evinde, camide ya da mescitte.

Hacca gidilir. İsteyen çocuğuna dini eğitim aldırır.

İsteyen istediği gibi oruç tutar, kimse kimseye “neden oruç tutuyorsun” demez, ama Cumhuriyet’in her döneminde insanlar oruç tutmadıkları için baskıya uğramış, dövülmüş, Ramazan’da açık lokantalar saldırıya uğramış, taşlanmıştır. Bunlar o kadar vakayı adiyedendir ki haber bile olmaz.

***


Türkiye’de siyasi İslam son derece rahat bir propaganda ortamına sahiptir. Yayın organlarında en ilkelinden yabancı düşmanlığı, din düşmanlığı, Yahudi düşmanlığı yapılmaktadır.

Türkiye’de “dinini özgürce yaşayamayan ve kendini gizlemek zorunda kalan” topluluklardan biri olan Alevilere baskı yapan, “devlet”ten çok “Sünni” tarikatlar, örgütlerdir. Malatya, Sivas, Kahramanmaraş olaylarını kimlerin örgütlediğini unutmayınız.

Müslüman çoğunluk ve Müslüman olmayan azınlıkların dinleri ve dinlerini yaşamaları dolayısıyla toplum hayatında “ayrıma” tabi tutulup tutulmadığı konusunu düşünenler, Müslüman olmayan herhangi bir Türk vatandaşının devlet memuru olamadığını, polis olamadığını, subay ya da astsubay olamadığını hatırlasınlar. Müslüman olmayan azınlıkların bütün vakıflarına yapılan muameleleri hatırlasınlar. Ondan sonra kıyaslama yapsınlar.

***


Türban meselesine gelince. Tabii ki bu mesele çözülmeli, üstelik siyasal İslamın elinden alınarak çözülmelidir. Çünkü türbanı mesele haline getiren siyasi İslamdır. Yıllar boyunca sorun olmayan bir konuyu sorun haline getiren siyasal İslam, üniversitelerden başlayarak gerçek Müslüman-yanlış ya da zayıf Müslüman ayrımını yaratmak ve gerçek bir “mahalle baskısı” ortamı oluşturarak kendini güçlendirmek için bu stratejiyi uygulamış ve görüldüğü gibi başarıya ulaşmıştır.

Başarıya ulaştığı Ankara’nın görüntüsünden bellidir. Türkiye’de siyasal İslam, üzerine giydiği mağduriyet elbisesiyle “Dini özgürce yaşamak” ile “siyasi İslamın hedefleri”ni başarıyla birbirine karıştırmıştır. Ali Babacan’ı etkisi altına almış, Hasan Cemal’i bile kandırmıştır.


DİĞER YENİ YAZILAR