Albay Çiçek’in imzası

Haberin Devamı

İrtica ile mücadele” belgesinin altında bir isim ve bir imza var. İsim, Dz. P. Kurmay Albay Dursun Çiçek, imzanın da ona ait olduğu iddia ediliyor.

En azından tutuklanmasını isteyen savcı ve kendisini hakkında tutuklama kararı alan hâkimler bu kanaatte.

Belgenin fotokopisinin savcılara, Ergenekon diye anılan davanın sanığı olan bir eski subayın bürosunda yapılan arama sonucunda ulaştığı biliniyor. Sanık ise söz konusu fotokopiyi bürosuna polisin koyduğunu iddia ediyor.

Fotokopi üzerinde tartışmalar sürerken sivil mahkeme Albay Dursun Çiçek’i tutukladı ve cezaevine gönderdi. Ancak bir üst mahkeme, avukatının itirazını kabul ederek Alb. Çiçek’i 18 saat sonra tahliye etti.

Aradan beş ay geçtikten sonra, kendisinin muvazzaf subay olduğunu öne süren bir kişi, yazdığı ihbar mektubunun eşliğinde belgenin orijinalini Ergenekon diye anılan davanın savcılarına gönderdi.

Mektup ve belgenin postayla geldiği bildirildi. Özel kurye değil posta ile gönderilmiş.

Adli Tıp, orijinal olduğu “kanaatine varıldı” ifadesini kullanmakla birlikte resmen belgenin gerçekliğini kabul etti.

Söz konusu mektuptaki iddialar üzerine savcılık bazı asker kişileri ifadeye çağırdı. Albay Çiçek’in ise çağırılmadığı söylendi, ancak Başbakan’ın aleni uyarısı üzerine ifadeye çağırılan Albay Çiçek tekrar tutuklandı, ama avukatının itirazının kabulü ile bu kez 43 saat sonra salındı...

Bu olayla ilgili çok fazla soru işareti bulunuyor. Birçoğunun cevabı da ancak yargı süreci içinde gelecek.

***


İrtica ile mücadele belgesine ilişkin üç ihtimal sayılabilir.

* Birincisi, bu çalışmanın Genelkurmay’da emir komuta zinciri içinde yapılmış olduğudur.

Eğer böyleyse Genelkurmay Başkanı dâhil, zincir içinde yer alan bütün subaylar suçlu durumuna düşecektir.

* İkinci ihtimal, çalışmanın Genelkurmay’ın bir biriminde, emir komuta zincirinin dışında yapıldığıdır.

Bu ihtimal, Silahlı Kuvvetler içinde, Genelkurmay’ın en üst düzeyindeki komutanların bilgisinin dışında “siyasete müdahale” faaliyetlerinde bulunulabildiğini gösterir.

* Üçüncüsü ise belgenin “sahte” olması ihtimalidir ki bunun anlamı da sahte belge hazırlayıp ortaya süren bir “örgüt”ün Genelkurmay içerisinde kolları bulunduğu ve böylesine büyük bir komployu hazırlayıp uygulayacak güce de sahip olduğudur.

***


Bu üç ihtimalin hangisi daha vahim?

* Genelkurmay Başkanı’nın, gerçek olduğunu bildiği halde belge için “kâğıt parçası” demesi mi?

* Silahlı Kuvvetler içinde, üst düzey komutanların bilgisi dışında “cunta” faaliyetlerinin devam etmesi mi?

* Silahlı Kuvvetler’i yıpratmak amacıyla büyük komplolar kurup hayata geçirebilen bir örgütün varlığı mı?

DİĞER YENİ YAZILAR