Seçmenin önünde iki açık seçenek vardı. Birincisi AKP iktidarı, ikincisi CHP-MHP koalisyonu. Halk ikincisini istemedi. Eğer CHP’nin ve MHP’nin seçmene verdikleri mesajların tersinden gidersek halkın AKP’ye verdiği misyonu bulabiliriz.
Birinci misyon, toplumsal huzur ve barış.
Halk, “Kuzey Irak’a girmek”, “dünya ile savaşmak”, “idam sehpaları kurmak” gibi vaatlerde bulunanları istemedi. Dolayısıyla toplumsal huzur ve barışın daha kötüleşmesi ihtimalinin üzerini çizdi ve AKP’ye tam tersini yapması gerektiğini söyledi.
Toplumsal huzur ve barış ortamı için en başta gelen, tabii ki terörün sona ermesi, erdirilmesidir. Halkın tercihi, bunun idam sehpaları ve komşu ülkelerde askeri operasyonlar yoluyla yapılmasına onay verilmemesi, çözümün siyasi yollarla aranması talebinin ortaya konulması yönündedir. Bu talebin hemen yanında da AKP’nin Güneydoğu illerinde DTP aleyhine sağladığı gelişme bulunuyor. Kürt kökenli vatandaşlar da aynı yönde bir irade göstermiştir.
AKP erkânı farkında olsun olmasın, halk; sandığa gidenlerin yarısı, bunu beklediğini bir tek hareketle göstermiştir.
CHP-MHP seçeneğinde ekonominin bugünkü yönetim tarzını değiştirme vaadi de vardı. Bunun bir yanında özelleştirmelere yönelik sert tepki, diğer yanında da Avrupa Birliği karşıtlığı bulunuyordu. Halk bunları da reddetti. Bu tavrıyla da ekonomideki liberalleşmeden, dünya ile daha yakın ilişki kurma eğiliminden ve Avrupa Birliği hedefinden uzaklaşmamış olduğunu gösterdi.
AKP ilk iktidar döneminde birçok eksiğine yanlışına rağmen ekonomik ve hukuksal alanda Batı standartlarına yaklaşmayı sağlayacak birçok adım attı. Bu da seçmen tarafından AKP’ye verilen iki misyonun birleştiği alanı gösteriyor.
Eğer AKP, seçmen desteğindeki tırmanışı sadece cumhurbaşkanı seçimi sürecinde yaşananlara ve Genelkurmay muhtırasına bağlarsa seçmenin verdiği misyonu doğru okuyamaz.
AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın önünde seçmenin iradesiyle taleplerini doğru görüp görmediğini ortaya koyacak olan üç adım bulunuyor.
Birincisi Meclis Başkanı seçimi, ikincisi yeni hükümetin oluşumu, üçüncüsü de tabii ki cumhurbaşkanı seçiminde eski yanlışlardan ders alınıp alınmadığını gösterme şansıdır.
Geçen dönemin AKP’li Meclis Başkanı iyi bir sınav veremedi. Bu nedenle de Meclis Başkanı olacak kişi konusunda yapılacak seçim önem kazanıyor.
Yeni hükümette sadece AKP’lilerin değil, Meclis dışından bazı uzman isimlerin yer alması da Erdoğan’ın önümüzdeki dönemde Türkiye’yi nasıl bir üslupla yöneteceğinin habercisi olacaktır.
Bu tür seçim başarılarının tehlikeleri ve insanlarda yarattığı hastalıklar üzerinde çok duruldu. Herhalde AKP erkânı da bu tehlikeleri hiç aklından çıkarmıyor, baş dönmelerinin yaratacağı sıkıntıları hep hatırlıyordur.

