Haberin Devamı
Molla Abdurrahman, 15’inci yüzyılda Horasan’da yaşadı. Doğduğu Câm kasabasının adından, Câmî adını aldı, döneminin büyük şairlerinden biri olarak adı bugüne kadar kaldı. Molla Abdurrahman Câmî, Şirazlı Sadi’nin Bostan ve Gülistan kitaplarından etkilendi, Baharistan adlı kitabını yazdı.
Baharistan’da anlattığı hikâyelerden biri, İskender ile ona “ders veren” bir “çirkin” filozof hakkındadır.
Kafaların karışık, sinirlerin gergin olduğu şu günlerde, pazar günü bu “derse” bir kez daha bakmak iyi gelebilir...
İskender-i Rumî, cihangirlik çağlarında bir kaleyi savaşmadan, hile ile ele geçirdi ve askerlerine “yıkın” diye emir verdi. Etrafındakiler dediler ki: “Bu kalede bilgin bir kişi yaşamaktadır. Çok şey bildiği, en zor meseleleri çözdüğü söylenir. İsterseniz kendisini bir görün...”
İskender de “Getirin bu adamı, bakalım” dedi.
Adamı getirdiler ve İskender sözü edilen bilgini görür görmez nefret etti. Çünkü adam inanılmaz ölçüde çirkindi ve İskender kendi tutamadı, “Bu ne korkunç, bu ne acayip bir şey” deyiverdi.
Bilgin, İskender’in tavrına ve sözlerine çok üzüldü, ama yine de gülümseyerek konuşmaya başladı:
“Sen benim çirkin suratımı ve suretimi ayıplıyorsan, demek ki boş bir adamsın. İnsanın teni bir kındır, canı ise kılıçtır. İşi gören kılıçtır, onun kını değil.”
İskender bu sözler üzerine şaşırdı ve merak etti...
Bilgin sözlerini sürdürdü:
“Bilmiş ola ki, herkese fena muamelede bulunan kimse daima yüzlerce ıstırabın acıları içinde kıvranır durur. Böylelerinin hapishaneye konmasına da gerek yoktur. Çünkü onların vücutlarının derisi, onların hapishanesidir, onlara yeter.”
İskender sözünü kesmeye teşebbüs etmeyince bilgin devam etti:
“Kötü muamelenin altında kıskançlık vardır. Kıskanç kimse daima mustariptir. Kendisine verileni hiçbir zaman beğenmez, gözü hep başkalarındadır. Kendi hakkı olmayan şeylere gönül bağlar, göz diker. Başkalarının el ve avuçlarında bir şey gördü mü, sebepsiz yere, neden onlara verdin de bana vermedin, diye feryat eder.
Cömert akıllılar, kendi mallarını dostlarının malı telakki eder. Alçak akılsızlar ise neleri varsa sonunda düşmanlarına bırakırlar. Kerem sahibi cömert adam, eline ne geçerse hepsini dostlarının ayaklarına saçar, dağıtır, döker. Sütü bozuk habisler ise ne biriktirmişlerse, öldükten sonra düşmanlarına bırakırlar.”
Çirkin filozof, İskender’in yüzüne bakarak sözlerini tamamladı:
“Akıllı insanlarla alay edip eğlenmek; büyüklüğün şanı olan yüz suyunu yere dökmek, kendi haysiyetini çiğnemek, kendi şerefiyle oynamak, onu zillet tozuna bulamak demektir.
Olgun ve bilgin kişilerle alay edip eğlenmekten vazgeç. Aksi takdirde büyüklüğünü, şan ve şerefini kaybedersin.
Herkese yumruk sallama mesleğini güdenler, bir gün gelir elleri ve emirleri altında bulunanların tekmeleriyle can verir. Herkese insafsızca kılıç çekenler, en sonunda insafsızların kılıçlarıyla ölür.”
İskender, bilginin sözlerinden çok etkilenmiş, özür dileyip kendisine armağanlar vermiş, kaleyi yıktırmaktan da vazgeçmiş...

