Ak saç, çok yemek

Molla Camî'nin 500 yıl önce yazdığı hikâyelerden birinde bugüne çok fazla "dokunan" bir olay anlatılmaktadır. Hint hükümdarı Bağdat Halifesi'ne bir takım hediyelerle birlikte bir de bilgin gönderir.

Haberin Devamı

Molla Camî'nin 500 yıl önce yazdığı hikâyelerden birinde bugüne çok fazla "dokunan" bir olay anlatılmaktadır.

Hint hükümdarı Bağdat Halifesi'ne bir takım hediyelerle birlikte bir de bilgin gönderir. Mektubunda bu bilginin becerileri anlatılmakta ve kendisini dinlemesi önerilmektedir.

Bağdat Halifesi bilgini yanına çağırtır, "Anlat bakalım" der.

Bilgin iki önemli buluş yaptığını anlatır: "Bunlar sadece büyük hükümdarlara, halifelere yakışan şeylerdir" der.

Halife meraklanır, "Nedir bunlar?" diye sorar.

Bilgin açıklar:

"Birincisi bir boyadır. Ak saça ben kendi usullerimle sürer kara yaparım. Bir daha da saçlar aklaşmaz, yıkanınca boya çıkmaz, hep kara kalır...

İkincisi bir macundur. Yemek yedikten önce ve sonra bu macundan birer parmak yenildiği zaman, ne kadar yenirse yensin, ne kadar baharat kullanılırsa kullanılsın mide hiç rahatsız olmaz... Bunu kullanan istediği kadar yer içer...

İşte bu yüzden bu buluşlarım hükümdarlara, halifelere yakışan şeylerdir..."

Bağdat Halifesi biraz düşündü ve şöyle dedi:

"Hükümdarının mektubunu okuyunca ben de seni insanlığa faydası olmuş bir bilgin sanmıştım.
O saç boyası, bir sahtekârlıktır. Saçı beyazlamış insana o beyaz saç eğer yaptığı iyi işlerin yansıması ise yakışır. Beyaz saç aydınlığın, nurun rengidir.
Eğer ki bir ihtiyar o beyaz saçının değerini ve anlamını bilmez, onu senin boyanla kara yaparsa o, hayatını boşa geçirmiş bir ihtiyardır. Çünkü ihtiyarlıktan sonra gençliğin tekrar geleceğini sanmaktadır.

Macununa gelince... Aklı başında bir insan oburluktan, mideyi gereksiz yere doldurmaktan hoşlanmaz. Ben de oburlardan, tok olduğu halde yemeye devam edenlerden hoşlanmam.

Açlık vücudun bir zaafıdır, onun ilacı da itidalle yemek, doyunca sofradan kalkmaktır. Oburluk ise bir hastalıktır ve sadece sofrada değil bütün hayatta insanın başına dert açan açgözlülük hastalığıdır..."

Molla Camî'nin aktardığına göre, Bağdat Halifesi bilgini boyası ve macunuyla birlikte hemen evine göndermiş...


Molla Camî bir mesnevisinde (yine 500 yıl önce) en çok beğendiği atasözlerini şöyle sıralar:

Tecrübe görmüş, dünyayı bilmiş insanların sözleri pek hoştur, en hoşları da çok zamanı aşıp bize yadigâr kalmıştır.

Mesela:

Dövüş ve savaş seyirciye kolay gelir...

Mesela:

Yılanın yavrusu yılandan başka bir şey olmaz...

Mesela:

Sağlıkta hoşa gitmeyen şeylerin hastalıkta nasıl olacağını kendin bir düşün...

Mesela:

Nergis çiçeği bakarken hoştur, tadarsan çok acıdır...

Mesela:

İşlenmiş bir günahı halktan gizlemek, olmamış bir şeyi söylemekten daha iyidir...

Molla Camî'nin en çok sevdiği atasözlerinden sonuncusu ise her döneme fazlasıyla uyuyor:

Hükümdar ateşe benzer ve ateş tabiatı gereği yakıcıdır. Senin kuvvetin fil, karakterin arslan gibi olsa bile ateşe karşı yiğitlik taslama, yanarsın.

DİĞER YENİ YAZILAR