Haberin Devamı
Şirazlı Şeyh Sadi'nin 740 yıl önce yazdığı "Gülistan"ında padişahlara, vezirlere "yönetim" dersleri, "adalet" dersleri hikâyelerle verilir. Hikâyelerin aralarında ya da sonlarında Sadi kendi derslerini manzum olarak anlatır. Bunlar düzyazı olarak, parantez içinde aktarılmıştır...
Hikâye ederler ki bir Acem Şahı halkın malını gasbederdi. Ahaliye eza ve cefaya başlamıştı. Bu zulüm o dereceye vardı ki nihayet birçoğu onun zulmünün fenalıklarından öteye beriye dağıldı, onun çevrinin şiddetinden gurbet yollarını tuttu. Halk azalınca memleketin şevketi de azaldı, hazine boş kaldı. Düşmanlar her taraftan zorladı.
(Her kim musibet gününde feryadına yetişecek bir kimse istiyorsa sen ona "Arkadaş selamet günlerinde cömertliğe çalış" de. Sen lütfet ki yabancılar senin kulağı halkalı kölen olsun.)
Bir gün o padişahın meclisinde şehname kitabını okuyorlardı. Okudukları bahis Dahhakin saltanatının zevali ve Feridun'un saltanata nail olması hakkında idi. Vezir padişaha sordu:
"Feridun'un hazinesi, malı, mülkü, kölesi, kullan, uşakları, başında adamları yok iken nasıl oldu da padişah oldu?"
Padişah cevap verdi:
"İşitmişsindir, bir takım halk ona hararetle taraftar oldu; başına toplandılar, onu kuvvetlendirdiler. Böylece padişah oldu."
Bunun üzerine vezir dedi ki:
"Madem ki halkın toplanması padişahlığa sebep oluyormuş, o halde sen niçin halkı dağıtıyor, perişan ediyorsun, yoksa sen padişah olmak istemiyor musun?"
(Askeri can ile beslemek lazımdır. Çünkü sultan asker sayesinde hüküm sürer.)
Padişah, vezirinin bu sözleri üzerine sordu:
"Dağılan asker ve ahalinin toplanması için ne yapmak lazımdır?"
Vezir cevap verdi:
"Padişah kerim olmalıdır, ta ki halk onun etrafına toplansın. Merhametli olmalıdır ki herkes onun sayesinde emin, müsterih olarak yaşasın. Sende ise ikisi de yoktur."
(Zalim insan padişahlık edemez; nasıl ki kurt çobanlık yapamaz. Zulüm temelini atan padişah kendi saltanatı duvarının temelini kazmış olur.)
Nasihatçı vezirin sözleri padişaha hoş gelmedi; "Bağlayın şunu" dedi.
Veziri zindana yolladı.
Çok geçmeden padişahın amcası oğullan saltanat davasına kalkıştı ve ordu tertip ederek babalarının mülkünü istedi. Padişahın zulmünden bıkarak şuraya buraya dağılmış olan ahali öbür tarafa geçti, oraya kuvvet verdi. Nihayet saltanat padişahın elinden çıktı. Diğerlerine geçti.
(Bir padişah ahaliye zulmederse dostu bile felaket gününde onun kuvvetli düşmanı olur. Sen halk ile hoş geçin ve düşmanın çenginden korkma; çünkü adil bir padişah için ahalisinin hepsi askerdir. Düşkünlere, biçarelere acımayan kimse korksun; çünkü bir kere yıkılacak olursa kimse elinden tutup onu kaldırmaz.
Her kim kötülük tohumunu eker de iyilik biçeceğini umarsa yanlış fikre saplanmış, saçma bir hayale bağlanmış olur.
Kulaktan pamuğu çıkar, halkın dileklerini dinle, halka adalet göster. Şayet göstermeyecek olursan, unutma ki bir adalet günü vardır...)

