Adını doğru koyma samimiyeti

Haberin Devamı

Türban sorunun çözümü yolunda iktidar ile ana muhalefet arasında başlayan “iletişim”de ilk sıkıntı, “adını doğru koymak”tan çıktı.

Baş örtüsü ile türban aynı şey değildir.

Baş örtüsü bir giyim nesnesidir, herhangi bir dini, siyasi ve toplumsal “aidiyet” ifade etmez. Giyimle ilgili diğer nesnelerden bir farkı yoktur.

Türbanla örtünmek ise öncelikle bir dini inancın ortaya konmasıdır; üzerinde çıkan tartışma sürecinde bir siyasi ve toplumsal bir ifade aracı niteliği de kazanmıştır.

Sorun, “yasal” olarak reşit sayılanların bir seçim hakkını özgürce kullanıp kullanmamasıdır. Üniversite öğrencisi olmuş genç insanların, türbanın ifade ettiklerini bilerek böyle bir giyimi tercihi etmeleri kendilerini ilgilendirir. Ancak böyle bir özgürlük sadece türban için değil, tam tersi yöndeki seçimler için de geçerlidir. Bu özgürlüklerin birbirinin güvencesi olması ise seçimleri farklı olanların birbirlerine seçimini değiştirmesi için “baskı” yapmamaları demektir.

Baskı unsuru da sadece “mahalle baskısı” kavramı içinde geçerli değildir. Ana babaların da, eşlerin de, iş yerindeki amirlerin de, patronların da kişiyi belli bir giyim tarzına zorlamaları “baskı”dır.

***


Türban meselesini biraz daha “çözümcü” yolda konuşmaya başlamış olan CHP’nin türban tariflerine sıvanması meselenin özünden uzaklaşılmasına yol açıyor. Türban baş örtüsü değildir, ama “şöyle bağlarsan olur böyle bağlarsan olmaz” demek de konuyu içinden çıkılmaz hale getirir. Bu mantıkla çözüm aranmaya kalkılırsa, üniversitede bir tür “türban polisi” yaratılması ve bu polisin türbanlıları inceleyip “bu olur, bu olmaz” diye karar vermesi gibi traji-komik hallere düşülmesi işten bile değildir.

Türban baş örtüsünden farklı olarak simge niteliği kazanmış bir giyinme tarzıdır, ama yetişkinlerin de bunu seçmek ya da seçmemek gibi bireysel bir özgürlüğe sahip olma hakkı vardır. “Yetişkin” derken, bu tanıma üniversite öğrencileri dahildir.

Sorun, “yetişkin olmayanların”, yani 18 yaşından küçüklerin devam ettikleri eğitim kurumlarında böyle bir dayatmanın, kamuda “hizmet verenler”in de bu yolla kendi aidiyetlerini sergilemelerinin önlenmesidir.

Buradan ilerlendiği takdirde kelime oyunlarına da gerek kalmaz, anlamsız giyim tariflerine de gerek kalmaz ve sorunun çözümüne yönelik gerçek bir samimiyet ortaya çıkabilir. Ancak taraflar henüz bu samimiyet aşamasına gelmiş gibi görünmüyor.

DİĞER YENİ YAZILAR