Avrupa Birliği'ne üyelik için ya da Türkiye'nin çağdaş ve bütün yönleriyle demokratik bir toplum olabilmesini sağlamak için şart olan yasa değişikliklerinden bir kısmı daha önümüzdeki günlerde Meclis'te ele alınacak. Bu değişikliklerin adına "6'ncı uyum paketi" deniliyor. Ve bu pakette yer alan bazı değişiklikler, bundan önce hep "aşırı hassas" tanımı içine sokulan değişiklikler. "Aşırı hassas" tanımlaması tabii ki herkes için geçerli değildir. Demokrasinin gelişmesine kuşkuyla bakanlar her zaman bazı konularda "aşırı hassas" olurlar. Zaman o konularda hassasiyetleri "saçma hassasiyetlere dönüştürmüş olsa bile bu kişi ve kesimlerdeki direnç noktaları tümüyle çözülmüş değildir.
Saçma yasaklar
Örneğin yeni pakette Kürtçe isim koyma yasağının kaldırılması öngörülmektedir. Bu yasak ne için konulmuştur? Kürtler, istedikleri isimleri çocuklarına koyamasınlar ve o çocuklar büyüdükleri zaman kendilerini Kürt hissetmesinler diye... İsim yasağıyla herhangi bir "aidiyet bilinci" nin engellenemeyeceği çoktandır bilindiği halde bu yasakta direnilmesi sadece "saçmalık" olarak nitelenebilir. Aynı şekilde özel radyo ve televizyonların Türkçe dışındaki dillerde yayın yapmalarına ilişkin yasak da tümüyle saçmalık olarak kalmıştır. Şu anda orta çapta bir çanak antenle hem Kürtçe yayın yapan televizyonları izlemek hem de dünyada konuşulan dillerin birçoğuyla yayın yapan televizyonları izlemek mümkündür. Eğer halkınızın olumsuz ve kafa karıştırıcı, kışkırtıcı propagandalara hedef olmasını istemiyorsanız bunu yasakla sağlamaya çalışmanız yine "saçmalık"tan başka bir şey değildir. Bu sorunu çözmenin ve kışkırtıcı yayınların etkisinin azaltmanın tek yolu, doğru dürüst yayınları desteklemek, televizyon yayıncılığının da "demokratik ilkelere" uygun olmasını, nitelikli olmasını sağlamaktır.
Sadece iki ay var...
Yeni pakette, Terörle Mücadele Yasası'nın 8'inci maddesinin kaldırılması da bulunmaktadır. Bu madde düşünce suçu, propaganda ve destek, yataklık kavramlarını öyle bir hale getirmiştir ki Türkiye'nin yarısını bu maddeye dayanarak içeri atmak mümkündür. Bu madde yıllar içinde öyle geniş tutularak uygulanmıştır ki dışardan bakan birisi, asıl amacın bölücü örgüte desteği artırmak olduğunu bile düşünebilir. Çünkü sonuç bu olmuştur. Anlamsız cezalar verilmiş, büyük bir kesimde devlete karşı tepki büyütülmüş ve bu tepkiyi bölücü örgüt yönlendirmeyi başarmıştır. Bu sonuca gözlerini kapatanlar halka ve ülkeye asıl büyük zararı verdiklerini anlamak istememişlerdir. Acilen yapılması öngörülen değişikliklerden biri de Milli Güvenlik Kurulu'nun bazı kamu atamalarında söz sahibi olması durumunun kaldırılmasına ilişkindir. Bu da kuşkusuz, MGK'nın yeniden yapılandırılmasının ilk adımı olacaktır. Milli Güvenlik Kurulu benzeri kuruluşlar hemen tüm Batı ülkelerinde vardır. Ama Türkiye'deki gibi bir MGK etkinliği de hiçbirinde yoktur. Bugünkü yapı, Türkiye'de siyaset ve demokrasi üzerinde bir tür "askeri vesayet" görüntüsünü iyice güçlendirmektedir. Türkiye'nin dümeninin tümüyle Batı'ya doğru çevrilmesi için kalan süre 18 ay değil, 2 ay! Bu iki ay içinde 6'ıncı ve 7'nci paketler çıkarılamazsa AB'nin 2003 raporu da olumsuz çıkar. Üyelik sürecinin hızlanması için 2003 raporunun olumlu çıkması şarttır. Eğer bu hız sağlanamazsa AB dönem başkanlığını alacak olan İtalya'nın Başbakanı Berlusconi'nin iyimser sözlerinin ve vaatlerinin de hiçbir anlamı kalmaz.
AB ve gerçek "güvenlik"
Avrupa Birliği'ne üyelik için ya da Türkiye'nin çağdaş ve bütün yönleriyle demokratik bir toplum olabilmesini sağlamak için şart olan yasa değişikliklerinden bir kısmı daha önümüzdeki günlerde Meclis'te ele alınacak
Haberin Devamı

