Haberin Devamı
Avrupa’yı yönetenler Türkiye hakkında görüş birliğine sahip değil. Bazıları Müslüman bir ülkenin kendi camiaları içinde yer almasına açıkça karşı çıkmaya devam ediyor.
Türkiye’nin “itilmemesi”, başka güç merkezlerinin etkisine bırakılmaması gerektiğini düşünenler de Türkiye’ye farklı açılardan bakıyor.
Fransa ve Almanya’nın şu andaki yönetimleri Türkiye’nin “içerde değil ama yakında durması” gerektiğini düşünüyor. Her ikisinin de bunun için farklı gerekçeleri var.
Türkiye’nin gelişmiş, demokratik kurumlarını güçlendirmiş bir ülke olarak Avrupa Birliği’nin içinde bulunması gerektiğini düşünenlerin sesleri fazla yüksek çıkamıyor. Bunun nedeni de bizim mehter takımı gibi ilerlemekte ısrar etmemiz.
Ankara’da yapılan son görüşmelerin ardından gelen Avrupa Birliği sözcülerinin açıklamaları onlardaki kafa karışıklığının da devam ettiğini gösteriyor.
Avrupalılar “Türkiye dersi” ni çalışıyor ama her yeni durumda yeni tereddütler içine düşüyor.
Aslında bizim tereddütlerimiz onlara yansıyor. AKP hükümeti, ilk iki yılında AB yolunda önemli adımlar atıp sonra frene basınca aynı soruyu onlar da soruyor: “AKP için Avrupa Birliği gerçekten temel bir hedef mi, yoksa Avrupa’yı ister gibi yapıp sadece kendi güçlerini artırmayı mı düşünüyorlar?”
Bu sorunun cevabını Avrupalılar veremiyor; ama biz de veremiyoruz. Çünkü ilk iki yılında büyük heyecan gösteren AKP’nin sonra AB’ye ve reformlarla ilgisini kaybetmesini açıklamak kolay değil.
Tabii Avrupalılar için Türkiye’deki laiklik ve din meselelerini kavramak da kolay değil. Onlar yüzyıllar önce bunlar için savaştılar, aydınlanma devrimini yaşadılar, sanayi devriminin faturasını ödediler, işçi ayaklanmalarını ve özgürlük savaşlarını da yaşadılar.
Yüzyıllarca süren bu savaşların ardından onların ulaştığı “uzlaşma ortamı” için çaba gösteren tek Müslüman ülke Türkiye’dir. Bu ülkenin de şu ya da bu yolla siyasal İslam etkisi altına girmesi, “medeniyetler uzlaşması” için son umutların da yok olması anlamına gelecektir.
Avrupa, onca derdi arasında bir de Tükiye’nin geleceği için dertlenmek zorunda kalmaktan herhalde pek memnun değildir. Ama “ne halleri varsa görsünler” aşamasına gelmemiştir, hatta Türkiye’yi “dert edinmekten” yorulmadığının işaretlerini daha açık olarak vermektedir. Türkiye’yi yönetmek ve ileriye götürmek iddiasında olanlar da bundan yararlanmasını bilmek zorundadır.

