Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün, siyasi İslama yakın görünenler dışında bütün medyanın sahip, yönetmen ve yazarlarının katıldığı toplantıda söylediklerine "muhtıra" dışında bir isim vermek mümkün değildir. Orgeneral Özkök'ün önceden hazırlanmış konuşmasını okuduğunda sesindeki yumuşaklık, sözlerinin içeriğindeki "sertlik" konusunda kimseyi yanıltmasın.
YAŞ meselesi
"Muhtıra" nın en ağır bölümü doğrudan hükümeti hedef alan bölümlerdi. Bunların birincisi Yüksek Askeri Şura kararlarına Başbakan Gül ve Savunma Bakanı Gönül tarafından şerh konulması meselesiydi. Genelkurmay Başkanı'nın hukuki açıdan getirdiği eleştiriden sonra "irticaya cesaret vermek tanımını getirmesi "muhtıra" nın can alıcı noktasıdır.
Anayasal olarak başbakana bağlı olan üst düzey bir kamu görevlisinin o başbakanı "irticaya cesaret vermek"le suçlamasının tek bir anlamı vardır ve aynen söylendiği gibidir.
Türban
Muhtıra'nın ikinci "net" uyarısı türban konusunda olmuştur. Genelkurmay Başkanı çok açık olarak türban meselesinde herhangi bir "gevşetme"ye karşı olduğunu söylemiştir. Bunun nedeni de aynıdır: Türbanın siyasi faaliyet aracı ve siyasi sembol olarak kullanılması.
Orgeneral Özkök'ün Irak, Kıbrıs ve AB meselelerine değinirken yaptığı açıklamalar hem Batı perspektifini koruyan hem de Türkiye'nin güvenliğini ve gelişmesini göz önünde tutan ölçüler içinde olmuştur.
Irak meselesinde "Irak petrolü Irak halkına aittir" sözünün birkaç taraflı olarak taşıdığı anlamı da iyi düşünmek gerekir.
Basın
Genelkurmay Başkanı, savaşa ilişkin haberler konusunda basına belli eleştiriler getirmiştir. Bu eleştirilerde önemli haklılık olduğunu kabul etmeliyiz. Savaş yaklaşırken, bilgi alamamak ya da bazı bilgileri abartılı yorumlamak ve sunmakla ilgili zaaflar bugün de var, Körfez Savaşı'nda da olmuştu.
Buna karşılık basının "sorumluluk duygusu" konusundaki görüşlerini açıklarken Orgeneral Özkök'ün verdiği Cezayir örneği yerine oturmuş bir örnek olmamıştır. Orgeneral Özkök "basın sorumluluğu" örneği olarak şunu anlattı:
Cezayir savaşında Fransızlara bilgi veren bir Cezayirli Ulusal Kurtuluş Ordusu tarafından tesbit edilmiş ve kurşuna dizilmiştir. Başka Cezayirlilerin cesareti kırılmasın diye Fransız basını bunu yayınlamamıştır.
Böyle bir olay olmuş olabilir. Ancak Cezayir savaşını belirleyen unsurlar çok daha farklıdır. Fransız ordusu Cezayir'de işgalci konumundaydı ve bağımsızlık isteyen Cezayirlilere karşı işkence ve bol bol yargısız infaz dahil "kirli" bir savaş yürüttü. Fransız basının Cezayir'deki yerel muhabirleri çeşitli nedenlerle "yetersiz" kalınca Paris'ten muhabirler gönderildi. Ve Fransız basını elde erliği bütün bilgileri yayınlamaya çalıştı. Bu arada Fransız ordusunun istemediği bilgileri yayınlayanlar ya da Paris hükümetinin politikasını eleştirenler saldırıya uğradılar, evlerinde bombalar patladı. Fransız kamuoyu hâlâ Cezayir konusunda kendi vicdanını temizlemeye çalışmaktadır.
Son olay, savaşta önemli bir görevi olan ve bugün 80 yaşını aşmış bir emekli generalin anı kitabında işkence ve yargısız infaz yaptığını itiraf etmesi üzerine hapis cezasına çarptirılmasıdır.
"En sorumlu basın" halka en doğru bilgileri gizlemeden, çarpıtmadan, abartmadan, ama tam olarak veren basındır, "kişiler" ve belli makamlarda oturan "yetkililer" in yanlışlarını yazmak ve eleştirmek "kurumları yıpratmak" değildir, o kişilerin yanlışlarının sergilenmesidir.
Genelkurmay Başkanı'nın şu sözü önemlidir: "Hepinizi seviyor ve takdir ediyoruz. İçinde sizlerin olmayacağı demokratik ve modern bir Türkiye olmayacağını biliyoruz."
Orgeneral Özkök temel açıyı da tekrarladı: Demokratik, laik cumhuriyet ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık. Bunlar tabii ki tartışılmaz, ama bunların dışında her şeyin tartışılması hep Türkiye için daha iyiyi, daha faydalıyı bulmak içindir.
Alkış meselesi
Genelkurmay Başkanı toplantı salonuna girdiği anda ve konuşması bitip kürsüden ayrılırken daha önce de örneklerini gördüğümüz bîr olay yaşandı. Bazı gazeteciler Genelkurmay Başkanı'nı alkışladılar. Gazeteciler de bütün diğer insanlar gibi "nezaket" kurallarına uymakla yükümlüdür, ama kim olursa olsun, alkışlamak bu kurallara dahil değildir. Gazetecinin tarafsızlığının ve objektifliğinin sembolik göstergelerinden biri kimseyi alkışlamamaktır, ister çok beğensin, ister beğenmesin. Gazeteci alkışlamaz, görüşünü yazar.
8 Ocak muhtırası
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün, siyasi İslama yakın görünenler dışında bütün medyanın sahip, yönetmen ve yazarlarının katıldığı toplantıda söylediklerine "muhtıra" dışında bir isim vermek mümkün değildir.
Haberin Devamı

