Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, Aktütün olayıyla ilgili araştırma sonuçlarını basına aktarırken önemli bir açıklamada bulundu. Orgeneral Koşaner, 25 yıldır teröre karşı verilen mücadele sırasında terör örgütünün 50 bin kayıp verdiğini söyledi.
50 bin kayıp... Buradaki “kayıp” kelimesi “ölü” anlamına kullanılmış olsa gerek.
Bugüne kadar “toplam 30 bin civarında ölüm”den söz ediliyordu. Koşaner ilk olarak “50 bin” sayısını açıkça ifade etti.
Bu çok büyük bir sayıdır. Bu sayı, terörle mücadeleyi askeri açıdan yorumlarken büyük bir başarıyı ifade ediyor olabilir. Ama aynı zamanda terörle mücadelede siyasetin başarısızlığını ve terör örgütünün militan bulmaktaki başarısını da ifade ediyor.
50 bin “kaybın” insanî etkileri ve yine bu etkilerin terörün devamına olan yansımaları da düşünülmelidir.
Çünkü 50 bin “kayıp”, yüz binlerce kişi için “kayıp oğul”, “kayıp baba”, “kayıp kardeş”, “kayıp ağabey”, “kayıp dayı”, “kayıp amca” gibi somut anlamlar taşıyor.
Siyasetin 25 yıl boyunca çözüm aramak, çözüm imkânlarını zorlamak, yanlış yola sapanları doğru yola çekmek gibi hiçbir adım atmadığının en büyük kanıtı işte bu “50 bin” sayısıdır.
Siyaseten, sadece siyaseten çözülebilecek bir meselenin bütün sorumluluğunu Silahlı Kuvvetler’in sırtına yükleyen siyasetin bu sorumsuzluğu binlerce askerimizin şehit olması gibi ağır bir sonuç getirmiştir.
Mustafa Kemal daha 1923 yılında Kürt sorununa siyasi çözüm düşünürken 85 yıl sonra o noktanın bile gerisine düşülerek “10 bin şehit ve gazi” ve “50 bin kayıp” noktasına gelinmiş olması Mustafa Kemal’in zihin açıklığını, ondan sonrakilerin de zihin kapalılığını gösteriyor.
PKK’nın son taktikleri, gerilimi şehir merkezlerine taşıyarak yayması bir kez daha zihinleri bulandırdı. Zihin bulanıklığının ilk sonucu da bir kez daha DTP’nin hedef tahtasına konulması oldu. AKP hükümeti ve Tayyip Erdoğan’ın da aynı zihin bulanıklığından mustarip olduğu son beyanlarından anlaşılıyor.
Zihin bulanıklığını gidermek için önce “neden 10 bin şehit ve gazi ile 50 bin kayıp” sorusunu açıkça sormak gerekiyor.
Bu soruyu açıkça sorabilen, cevaplara da yaklaşmış olacaktır. Ama sivil siyasette hâlâ bu soruyu sorma cesaretinin izi görülmüyor.
O zaman da gidişin yönü ne yazık ki “20 bin şehit ve gazi” ve “100 bin kayıp” olur. Gidiş böyle olursa, yaralar artık onarılmaz hale gelecektir. Bundan en fazla kim faydalanır?

