30 Haziran süreci

Haberin Devamı

1950 yılında siyasi iktidar açık oyla Demokrat Parti’ye geçtiği günden itibaren sivil siyasetle askerin ilişkisi hep sancılı olmuştur. Demokrat Parti’nin iktidara gelişi, sandık yoluyla “karşı-devrim” olarak görülmüş ve bu sağlıksız ilişki bugüne kadar gelmiştir. 59 yıl boyunca, çok kısa dönemler dışında hep sorunlu olan bu ilişkiyi, bu sürede hiçbir sivil siyasi iktidar düzeltmeyi başaramamıştır.

Eğer dünkü Başbakan - Genelkurmay Başkanı görüşmesinde farklı bir uzlaşma olmamışsa, bugünkü Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Genelkurmay Başkanı’nın son dönemdeki hükümet icraatlarıyla ilgili şikâyetlerini bildirmesi bekleniyor. Aralarında, sağa sola gömülmüş silahlar ve bunlarla ilgili yayın ve yorumlarla ilgili şikâyetler de olabilir.

Ama asıl şikâyet konusunun, son olarak kopyası ele geçirilmiş olan “irtica ile mücadele belgesi” olacağı kesindir. Fotokopi olan, üzerinde tarih bulunmayan, altında imzası bulunan albayın reddettiği bu “kâğıt parçası” bir hafta boyunca, Silahlı Kuvvetler bünyesinde ve emir-komuta zinciri içinde siyasete müdahale hazırlıklarının yapılmaya devam ettiğinin “en somut” kanıtı olarak görüldü.

***


Artık iyice anlaşıldı ki, hazırlayanlar çıkarıp aslını vermedikleri sürece ya da imza sahibi albay kabul etmediği sürece bu belgenin gerçekliğini kanıtlamak neredeyse imkânsız.

Genelkurmay Başkanı bu belge üzerinden Silahlı Kuvvetler’i yıpratma amaçlı bir psikolojik savaş yürütüldüğünü söyledi. Bu söz bile kendi başına çok ağır bir tepkiyi ifade ediyor.

Asker kişilerin, kurum dışına “taşan” faaliyetleriyle ilgili davaların sivil yargıda görülmesine ilişkin yasa değişikliğinin de asker kanadında hoş görülmediği bellidir. Bu değişikliği yapan iktidar aslında askere “sen kendi içindeki anti demokratik faaliyetleri doğru dürüst izlemiyorsun” demiş oluyor. Ayrıca yasa değişikliğiyle ilgili olarak Genelkurmay’la herhangi bir görüş alışverişi yapılmadığı da anlaşılmıştır.

***


Milli Güvenlik Kurulu’nun asker üyelerinin bugünkü iki ana şikâyet konusunun bunlar olacağı bellidir. Ve kuşkusuz askerler sivillerden bazı taleplerde bulunacaklar, bunun MGK belgelerine geçmesini isteyeceklerdir.

Böylece 30 Haziran süreci başlamış olacaktır.

Bu süreç sivil iktidar ile askerin ilişkilerinin daha da gerildiği, Ergenekon davası ve ortaya çıkabilecek başka belgeler üzerinden yürüyen bir gerilim süreci olabilir.

Bunun tam tersine, sivil iktidar ile askerin ilişkilerinin ilk kez “makul” ve demokratik ilkeler üzerinde anlaşma ve her türlü yıpratmanın sona erdiği, hukuk süreçlerin kendi mecralarında ilerlediği bir süreç de olabilir.

Kuşkusuz her aklı başında Türk vatandaşı ikincisini tercih eder, ama sonuçta 30 Haziran süreci Türkiye’nin demokratik gelişmesinde önemli bir dönemin adı olacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR