Gerçek boyutuna indi
AKP, 2002 seçiminde yüzde 34,4 oyla önemli bir başarı kazandı, birinci parti oldu, tek başına hükümeti kurdu.
Bu dönemin belirleyici özelliği, AKP’nin bütün topluma güven verme çabasıydı ki onun da önemli bir ayağı Avrupa Birliği oldu. Kimseyle büyük kavga edilmedi, Erdoğan’ın ağzından çıkan her sözün içinde bir “uzlaşma” unsuru vardı.
2004 yerel seçimi AKP’nin boyutunu biraz daha büyüttü. Oyunu 7,2 puan artırmış, en yakın rakibinin oyunun iki katından fazlasını almıştı.
O noktadan itibaren işler karışmaya başladı. Avrupa Birliği ile ilişkiler duraksadı, “Kürt meselesi” unutuldu, siyasi kavgalar gündeme hâkim oldu: Türban atağı yapıldı, geri döndü; Cumhurbaşkanı seçimi yine kriz yarattı.
Ama bu dönemde AKP’nin beceriksizliğini perdeleyen başka şeyler de yaşandı. Açıkça söyleyelim, Silahlı Kuvvetler’de başlayan hareketlenme çeşitli beyanatlarla, e-muhtıralarla bir baskı ortamına taşındı. 28 Şubat, bir kez daha, farklı olarak denendi. AKP için kapatılma davası açıldı.
Ama AKP dik durdu ve “ikinci 28 Şubat” karşısında gerilemedi. Abdullah Gül Cumhurbaşkanı oldu, parti “yarım” beraat etti.
Siyasete “dışardan” yapılan müdahalelerin sonucu AKP’nin 2007’de oyunu 5 puan daha artırması oldu.
Sonuçta 19-20 siyasi partinin katıldığı bir seçimde, bir partinin her iki oyun birisini alması çok büyük bir başarıydı ve bu başarı AKP’nin başını döndürmeye başladı. Oy artışının hangi olağanüstü koşullarda geldiğini düşünmediler.
2007 seçiminin hemen ardından “uzlaşmacı” politikaların yerini “kavgalar” aldı. Muhalefet partileriyle kavga... Medya ile kavga... Sanayicilerle kavga... Sendikalarla kavga... Kürtlerle kavga...
AKP halkın esas olarak kavgadan hoşlanmadığını bilmediği için kavgacı üslubunu artırdıkça “karşı”dakileri kenetledi. “Her şeye rağmen CHP” diyenleri kenetledi, Kürtleri kenetledi.
AKP’nin tepesinin en önemli yanlışı da ekonomik krizi hafife alması oldu. Özellikle gelişmiş bölgelerde yüz binler işini kaybetti. Üstüne, işini kaybetmek korkusuyla yaşayan milyonlarca kişi de krizin hafife alındığını görünce daha da fazla korkmaya başladı.
Tayyip Erdoğan seçim gecesi “mesajı aldığını” söyledi. Eğer gerçekten mesajı aldıysa yapması gereken dört şey var:
* Ekonomik krizi ciddiye aldığını göstermek.
* Bütün kavgaları durdurmak ve toplumu rahatlatacak bir uzlaşma ortamı yaratmak.
* Avrupa Birliği reformlarına ağırlık vermek ve bunu topluma anlatmak.
* Terörün sona ermesi için Kürt meselesinde son yaptığı yanlışları kabul etmek ve hızla bir önceki konumuna geri dönmek.
2007 yılında bütün koşullar, özellikle de AKP karşıtlarının ya da düşmanlarının yanlışları AKP’yi olabilecek en yüksek noktaya çıkarmıştı. Şimdi tekrar 2002-2004 hattına dönen AKP kendi gerçek boyutuna inmiş bulunuyor.
Ama sahip olduğu büyük şans hâlâ geçerli: İki muhalefet partisinin toplam oy oranı kendi oy oranı kadar. Bu durum her şeye rağmen seçmenin muhalefetteki her iki partiyi de iktidar seçeneği olarak görmediğini gösteriyor. Tabii 29-30 mart 2009 günlerinde.
AKP yönetimi eğer bu gerilemeyi, “şu aday bu aday” ya da “şu örgüt, bu milletvekili” gibi küçük unsurlarla açıklamaya kalkarsa gelecek seçimdeki büyük hüsranı kendi eliyle hazırlamış olur.

