PKK’nın ateşkes süresinin sona ermesine dört gün kaldı. Abdullah Öcalan, dünkü Akşam Gazetesi’nde yayınlanan, herhalde dolaylı görüşmede “Eğer bu tarihe kadar gelişme olmazsa sorumluluk almayacağım. Hükümet belirli adımlar atarsa o zaman rolümü oynamaya çalışırım” diyor.
Dört gün içinde çok fazla adım atılamaz.
Atılabilecek adımlardan biri iki gün önce atıldı, örgüt propagandası nedeniyle yargılanan BDP’li belediye başkanları beraat etti.
Bu süre içinde, ne yeni anayasa hakkında bir şey yapılabilir ne de terörle mücadele yasasında bir şey yapılabilir.
Atılabilecek iki adım var, ikisi de yargıyla ilgili.
Bunlardan biri, kanun değişmiş olmasına rağmen, hâlen hapishanede bulunan taş atan çocukların bir an önce çıkmalarını sağlayacak bir türlü tamamlanmamış bürokratik işlemlerin hızla tamamlanmasıdır.
Burada, AKP hükümeti ile yargının bir kesimi arasındaki mücadelenin izleri de görülebilir. Ancak bu bürokratik ayak sürüme ne hukuki ne de vicdani olarak açıklanabilir. Küçük çocukları hapiste bir gün bile olsa fazla tutmanın hiçbir anlamı yoktur ve gerçekte, ayak sürüyen yargı mensupları da artık öğrenmek zorundadır ki bu tutum terörün kaynaklarını besleyen tutumların en anlamsızlarından biridir.
Dört gün içinde yapılması gereken ikinci iş de yine yargıyla ilgili. KCK operasyonları çerçevesinde tutuklanmış olan yaklaşık 1500 Kürt vatandaş hakkındaki iddia “terör örgütü üyeliği”dir. Hiçbirinin üzerinde, evinde, iş yerinde silah bulunmuş değildir, PKK üyesi olduklarını gösteren açık bir kanıt olmadığı da biliniyor. Ayrıca terörle mücadele ettiğini zanneden bir anlayışın PKK gibi bir örgütün yapısı, üyelik sistemi ve çevreyi etkileme tarzıyla ilgili pek bilgi sahibi olmadığı da bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Bu kişilerin, kelepçelenmiş halde sıraya dizilip hızlı bir yargılanmanın ardından tutuklanmalarının görüntüleri, bir devletin kendi vatandaşlarına edebileceği bir muamelenin görüntüleri değildir.
Herhalde KCK operasyonları dolayısıyla tutuklanmış olan kişilerin birçoğu hakkında tutuklamaya itiraz işlemleri yapılmıştır, ilgili mahkemeler hemen bu itirazları ele alıp sonuçlandırırsa, çok önemli bir “güven verici” adım atılmış olacaktır.
Bu adımlar hızla atıldığında karşıdan beklenecek olan, 20 Eylül’de sona erecek ateşkesin “süresiz” hale getirilmesidir.
Eğer bu sağlanırsa ki sağlanması için kimsenin kimseyle görüşmesine gerek yoktur, “muhatap” tartışmaları da sona ermiş olacak ve daha somut adımlar konuşulmaya başlanabilecektir.

