188 cinayet ve adalet

Haberin Devamı

Yargı düzenimizde, tutukluluk sürelerinin uzun olmasının nedeni dava sürelerinin uzunluğudur. Yargıçların üzerlerindeki ağır iş yükünü hafifletebilecek temel tedbirler alınmadığı sürece en basit davaların bile, adaletin “tecelli” etmesine imkân bırakmayacak sürelere ulaşması kaçınılmazdır.

Hukukçular sürekli olarak bunu belirtiyor, ancak ortada “yargı reformu” adı verilebilecek bir proje bulunmuyor. Yargı ve durumdan şikâyetini açıkça gösterme hakkına ve imkânına sahip yüksek yargıdan da kapsamlı bir reform önerisi çıkmıyor.

Alınan tedbirler hep son 102’nci madde olayında olduğu gibi yüzeysel kaldığı için yeni sorunlara yol açıyor.

***

Alışık olduğumuz adaletsizliklerden biri, kısa süre önce yine herkesin gözü önünde gerçekleşmiş, Kemal Türkler cinayeti 30 yılda, tam 30 yılda sonuca ulaştırılamadığı için zaman aşımına uğramış, açıkça teşhis edilmiş katiller kurtulmuştur.

Türkler olayında bazı “ellerin” yargının içinde hareket halinde olduğunun işaretleri de herkesin bildiği bir durumdur.

Aslında benzeri durumlar Abdi İpekçi’nin katilinin yargılanma ve infaz süresinin tümünde de“hissedilmiş”tir.
Tanıkların olduğu, katillerin daha ilk andan teşhis edildiği bir cinayet davasının 30 yıl içinde sonuçlandırılmamış olmasının utancı herhalde vatandaşın değildir.

***

Son 102’nci madde değişikliğinin amacı tutukluluk sürelerinin uzamasına bir tedbir getirmektir. Bu hâlâ “sanık” olan kişilerin haksızlığa uğramaması için bir iyi niyet adımı olabilir.

Ancak bu hükümden yararlanacak olanlar arasında 188 cinayetin sanığı olan Hizbullah örgütünün liderleri de bulunuyor. Suçlama 188 cinayete ilişkindir. Ve dava tam on yıldır sürmekte, sanıkların tutukluluğu devam etmektedir.
Böyle önemli bir davanın on yılda sonuçlanmamış olmasını halka açıklayacak olanlar, adalet bakanları, içişleri bakanları ve yargıyı temsil eden bütün kurumların sözcüleridir.

***

Yargıtay’dan dün yapılan bir açıklama da aslında gerçek durumun vahametinin itirafı niteliğindedir. Yargıtay “örgütlü suçlarda tutukluluk süresi en çok on yıl olabilir” demiştir.

Örgütlü suçlar... On yıl tutukluluk...
Yani on yılda sonuçlanması beklenmeyen davalar!
Bunun bir anlamı da şu: Hangi örgütlü suçtan yargılanırsa yargılansın, bütün sanıklar otomatik olarak on yıl hapiste yatacak, sonra salınacak, dava da belki yirmi, belki otuz yıl sürecek! Dava on birinci yılda sonuçlanır ve sanık ağır bir cezaya çarptırılırsa bulunamayacaktır. Bu, bütün “örgütlü suç” davalarının nasıl yürüyeceğini gösteriyor.

Bunlar ortadayken insanların adalete güvenmesini beklemek hayal olduğu gibi, Türkiye’de hukuk devletinin geçerli olduğunu söyleyenlere inanmak da mümkün olabilir mi?

DİĞER YENİ YAZILAR