Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 12 Eylülcülerle ilgili davada görevsizlik kararı verdi. Kararın gerekçesi belli değil. Ancak anlaşılan, yargı 12 Eylül meselesine bulaşmak istemiyor.
Bu isteksizliğin temelinde Türkiye’de yargının işlevi ve göreviyle ilgili bir anlayış yatıyor olabilir. Bu anlayışa göre “devlet” ya da kendisine “devletin sahibi, bekçisi” diyenler ne yapıyorsa doğrudur, yaptıkları sorgulanamaz ve yargı “devleti kollamak”la yükümlüdür.
Böyle bir yargı ve adalet anlayışının geçerli olmasının “adalet” kavramıyla ne kadar ilişkili olduğunu açıklamak mümkün değildir.
Zaten 27 Mayıs 1960 sonrasındaki yargı, 12 Eylül 1980 sonrasındaki yargı faaliyetleri, darbecilerin desteklenmesi ve onların isteklerine göre oluşturulan “adalet,” tarih kitaplarında kendisine yakışan yerde duruyor.
Yargının karşısına almak istemediği 12 Eylül’ün ne olduğunu dün bir grup vatandaş Ankara’da hatırlattı.
İlhan Erdost yayıncıydı, sadece kitap yayınlıyordu. Ama kitap yayınlamak da kitap satmak da 12 Eylül kafası için büyük tehlikeydi. İlhan Erdost bir askeri aracın içinde asker kişilerin talimatıyla, asker kişiler tarafından dövülerek öldürüldü. Otuz yıl önce.
İşte yargı bunu yargılamakta tereddüt ediyor.
Cinayet emrini verenlerin, cinayeti işleyenlerin üniformalı kamu görevlileri olması dolayısıyla tereddüt içinde kalan yargının asıl görevinin adaleti sağlamak olduğunu unutması bu ülkenin en büyük prangalarından biridir.
12 Eylül’ün yargılanmasına karşı direnen bir sistemin, Abdi İpekçi cinayetini, Uğur Mumcu cinayetini, Ahmet Taner Kışlalı cinayetini ve yüzlerce faili meçhul cinayeti aydınlatmayı en önemli görevi olarak görmesini beklemenin fazlaca bir iyimserlik sayılmasına şaşılmamalıdır.
Ama yine de iyimser olmak zorundayız. Ve Türkiye’nin gerçek bir yargı reformunu başarmasını, yargı ve adalet kavramlarının basitçe, “devleti ve kendisinin devlet olduğunu iddia edenleri” korumak olmadığını gören bir yargıya kavuşmasını umut etmekten başka yapacak bir şey yok.
12 Eylül’ün yargılanması ulaşmak zorunda olduğumuz yargı düzeni için bir “milat” olabilir.
O zaman, rahatlıkla bu ülkede yargıçlar ve savcılar olduğunu göreceğiz ve gelecek için daha umutlu olacağız.

