11’i mi 12’si mi?

Haberin Devamı

Yirmi dokuz yıllık bir meselemiz var, bazen unutuyoruz, bazen hatırlayıp tartışıyoruz. Bu kez de CHP’nin girişimi sayesinde hatırladık: 12 Eylül askeri darbesi gerekli miydi, değil miydi? 11 Eylül 1980 günü Türkiye’de yaşanan kaosu mu tercih edersiniz, 12 Eylül 1980 günü darbeyle birlikte ülkenin sütliman oluşunu mu?

***


Önemli toplumsal olayların içinden geçenler, o olayı bulundukları taraf ve kişisel tarihleri dolayısıyla farklı şekillerde değerlendirebilirler. Kişisel tarihleri yani o olayı nasıl yaşadıkları elbette önemlidir.

Olabilir ama, “kişisel tarihin önemi” o olayı daha geniş açıdan değerlendirme, olayın hangi koşulları yarattığını ve ülke tarihi içindeki yerini ilk planda tutma gereğini unutturmamalıdır.

Örneğin, 12 Eylül döneminde binlerce kişinin kişisel tarihinin, işkenceler, hukuk dışı hapislikler, dışkı yedirtilmeler, idamlarla yazıldığını, birçoğunun kişisel tarihindeki yazılı son kelimeninse “kayıp” olduğunu unutturmamalıdır!

O günlerde bizim kişisel tarihimiz de epeyce yüklüydü.

Darbe öncesinde Cumhuriyet’te, özellikle de gece çalışmak epey soğukkanlı olmayı gerektiriyordu. Bir yandan ardı arkası kesilmeyen telefonlardaki, dışarı çıktığınızda başınıza neler geleceğini anlatan katil seslerini dinlerken bir yandan da o gün ülkedeki çatışmalarda ölenlerin hesabını tutmak zorundaydınız. Sabaha karşı iş bittikten sonra, ülkücülerin ve devrimcilerin kimlik kontrolü yaptıkları noktalardan geçmemek için eve üç saatte dönme mecburiyetine de tahammül etmeniz gerekiyordu. Evet, evin kapısına gelindiği anda, “bu geceyi de atlattık” diyerek rahat bir soluk almanın verdiği “mutluluk” da vardı tabii.

12 Eylül darbesinin ardından telefonlar yine bir kâbustu. Bu kez “öldüreceğiz” diyen ülkücüler değil; azarlayan, gazeteleri kapatan üniformalı sıkıyönetim yetkilileri vardı hatların öbür ucunda. Yüzlerce dava vardı, gözaltılar vardı, tutuklanmaktan son dakikada kurtulmak vardı. Ve ertesi gün hayat yine aynı şekilde devam edecekti...

***


11 Eylül günü mü, 12 Eylül günü mü daha iyi idi? Yirmi dokuz yıl sonra bu soruyu sormak artık iyiden iyiye anlamsız. Çünkü geçen yıllar içinde, 12 Eylül’e götüren süreçteki, 1 Mayıs 1977 dahil, Maraş, Malatya, Sivas olayları dahil, Abdi İpekçi cinayeti dahil birçok kanlı olayın aslında “tertip” olduğuna ilişkin pek çok kanıt ortaya çıktı.

11 Eylül 1980 günü, sokaklarda, ülkenin her yerinde vuruşanların 12 Eylül 1980 günü bir anda nasıl ve neden durduğunu henüz açıklayan olmadı. Açıklayacak olanlar o günlerin sorumlu şahıslarıdır ki aralarında asıl konuşması gereken, buna hiç de niyetli görünmeyen Süleyman Demirel’dir.

12 Eylül darbecilerini ve darbeden önce de en yüksek askeri makamlarda bulunan asker kişilerin her türlü fiillerinden dolayı yargılanmalarını önleyen anayasa maddesini bugüne kadar kaldırmayanlar da herhalde bir şeylerden korkmuş olmalı.

Yirmi dokuz yıl sonra Anayasa değiştirilir, 12 Eylül askeri darbesi yargı önüne çıkarılırsa belki 11 Eylül günü bize bütün o eziyetlerin neden yaşatıldığını, neden o kadar kan döküldüğünü de öğrenebiliriz.

“Öğrenmemize gerek yok, üzerine sünger çekelim, olsun bitsin” görüşünde olanların da herhalde bir bildikleri vardır. Ama Türkiye’nin demokrasi yolunda ilerlemesi için yakın geçmişindeki karanlıkların, kan dökülen olayların aydınlanması şarttır.

DİĞER YENİ YAZILAR