Hükümet programları uzun ve sıkıcı metinlerdir. Bunların içinde her konunun yer alması, her konunun genel ifadelerle geçiştirilmesi ve her kesime mavi boncuk dağıtılması adettendir.
Başbakan Erdoğan’ın dün Meclis’te okuduğu 60’ıncı hükümet programında bütün bunlar vardı. Ama fazlası da vardı. Bu metinde çeşitli konularda çok somut vaatler yer aldı.
O somut vaatlerin en önemlisi, önümüzdeki 5 yılın hedefi olarak, kişi başına gelirin 10 bin dolar düzeyine çıkarılacağı vaadidir.
Şu anda kişi başına gelirin 5 bin dolar dolayında olduğu düşünülürse, demek ki Türk ekonomisi tam anlamıyla ikiye katlanacak.
Bunun ne ölçüde mümkün olduğunu ekonomi uzmanları tartışacaktır. Ancak üzerinde durulması gereken çok önemli bir unsur var. O da ülkemizde gelir dağılımındaki ağır eşitsizliktir.
Dolayısıyla kişi başına gelirin 10 bin dolara çıkmasının yanında bu gelir artışının olabilecek en eşit şekilde bütün kesimlere, bütün yörelere, hatta daha az gelişmiş kesim ve yörelere daha fazla olmak üzere dağılması, refahın yaygınlaşması şarttır.
Aksi takdirde eşitsizliklerin daha da arttığı bir toplumsal ilişkiler düzeninde yaşamaya devam ederiz ki, bunun somut sonuçları, herkes için kâbuslarla dolu bir toplumda yaşamak olur.
10 bin dolar hedefinin gerçekleşmesinin en temel şartlarından birinin ise Türkiye’nin Avrupa Birliği hedefi doğrultusunda en hızlı şekilde ilerlemesi olduğuna hiçbir kuşku yoktur.
Ekonomik, toplumsal ve hukuki gelişmelerin eşit potalarda pişirilmesinin, hepsinin ileri bir demokratik düzen içinde bir araya gelmesinin adı hâlâ “Avrupa Birliği standartları”dır.
Başbakan Erdoğan’ın okuduğu programda konuya lişkin güçlü vurgulamalar var. Elbette sorun bunların kağıt üzerinde kalmamasıdır. Toplumun da katılımıyla, hızlı bir devinim içinde ilerleme kaydedilmesi çok önemlidir.
Hükümet programında Avrupa Birliği standartları hedefinin güçlü bir şekilde vurgulanması ve ana çerçevenin bu bağlamda kurulması herhalde küçük bir politik manevra değildir. En azından şu anda öyle görmek için herhangi bir gerekçe yok.
Hükümet, gücünü Ankara siyasetinin küçük dehlizlerinde ufalamaz ve koyduğu ana hedefler çerçevesinde, “kişi başına 10 bin dolar” sözüyle özetlenebilecek olan ortama ulaşmak için kullanırsa bugün sorun gibi gördüğümüz birçok mesele sorun olmaktan çıkar.
Bütün başlangıçlarda iyimser olmanın hiçbir sakıncası yoktur. Sakınca, taraflardan birinin pusulayı şaşırmasıyla ortaya çıkar. Bunu da herhalde aklı başında kimse temenni etmez.

