Elbette sadece burada sayacaklarım değil öğrendiklerim... ve bitmedi de. Şu an bende kayıtlı olanlarla Pazar gününüze “günaydın” diyorum. İnsanın yüreği her zaman dilinin söyleyebildiklerinden fazlasını taşır. Bizi diğer canlılardan ayıran şey, düşünmeye fırsatımız yokken ne yaptığımızdır. Acının da tadı çıkarılır. Hayatın acısını da damak tadıyla hazmetmek gerek.
Çocuklarımın bire bir benim düşüncemde olmaları değil önemli olan ama benim neden ve nasıl düşündüğümü, neden ve nasıl yaşadığımı bilmeleri ve bunu kendi çocuklarına anlatmaları önemli.
İhtiraslar yetenekleri aşınca trajedilerin doğması kaçınılmaz. Varlıklı olmak vâr olmak demek değildir. Sevdiğimiz şeylere sırf alışkanlıktan tutunuyorsak çok güzelliği kaçırıyoruz demektir. Sadece düşünmek, sadece düşlemek, sadece dilemek yetmez. Ancak hem düşleyip, hem dileyip hem uğruna çabaladıklarımız başarıya ulaşır.
Zamanın yaşı neyse benim yaşım da o.
Kendi hayatımızı güzelleştirirken başka birinin hayatına da güzellik katmıyorsak henüz güzel bir şey yapmadık demektir.
Kendisini ‘tamam’ hissetmeyeni kimse tamamlayamaz. Ancak; iki tamam insan bir arada mükemmel olurlar. Enerji; kör bir at, bilinç ise topal süvari. Aşk da benim topal süvarili kör atım. Geldiğinde terkisine atlar, giderim her nereye götürürse... Ama kendimi eksiltmeden...
AŞK AZALIRSA NEFES DARALIR
Aşk yüreğini âşığa vermeye rağmen, göğüs kafesinde iki yürek taşımaktır.
Aşkta terk eden veya edilen yoktur. Her giden biraz kalandır, her kalan da biraz giden.
Hayat; içilesi su, çekilesi nefes gibi. Ya içip çekeceğiz, ya da döküp gideceğiz. Seçim bizim. Aşk; aynen nefes gibidir benim için. Azalırsa nefesim daralır. Bizden başkalarının bizden farklı düşler kurduğunu bilmemiz gerek. Hür irade gücünden yoksun kadınlar, ataerkil topluma gebedir. Giderken bile dönmek isteyeceğim yer; yuvamdır. Çocukluk gözlerim hâlâ bendeler ama artık bir yetişkinin gözünden bakıyorlar. Kimi hayatlar kanaviçe gibi işlenir; incedir, tutunduğunca akar gider. Kimi; goblen gibi ölümsüz, kimi; iğne ardı işlenir, sağlam, kimi ise makine dikişi, dümdüz. İnsanı çocukluğundan uzaklaştıran en büyük etken zaman değil, anne, babanın ölümleridir. Bir çok şey tesadüf olabilir... Gerçek aşk hiç bir zaman. Karşılaşmalar tesadüfi olabilir ama aşkla yaşanan bir beraberlik katiyen. Hayat bizim için çoktan yazılmış bir romandır. Ne var ki, bizler ancak okumamız bittiği zaman öğreniyoruz. Geçmişim, ‘an’ım ve gelecekle ilgili düşlerimi bir arada tutmak zamanımı çoğaltıyor. Yaşlanmıyorum. Çünkü aynaya bakacak zamanım yok. Bir başkasına yük olmadan ve utanmadan gözyaşı dökenler... sizi seviyorum. Çoğu kez, ağlamak da cesaret ister ve ben cesaretin her türlü ifadesini seviyorum. Sevdiğinizin sizi aramadığı zamanlar ve tekrarlanan hatalar için siz onun adına kendinize özürler yaratmaya başlamışsanız, belki henüz farkında değilsiniz ama emin olun ki; tek taraflı aşk yaşıyorsunuz demektir. Aşk hayata sığıyor da, hayat aşka doymaya yetmiyor. Sevgi paylaştıkça çoğalır, aşk paylaştıkça çoğaltır. Yürek, ruh, zihin ve beden... Hepsi birden hissetmezse aşk ve âşık olmaz. Her birinin tek başına hissi aşkı değil, ancak âşığın hallerinden birini anlatır.
Kadının da, erkeğin de ruhu, kâlbi, zihni, bedeni üzerinde tasarrufu kendisine ait ise o zaman aşkı bulma şansı olur.
Kimliğime de, görselliğime de yama duracak emanet bir şey giymem.
KANIKSAMAK KAYIPTIR
Bana hayran olup sevenlerin de, eleştirenlerin de sebebi aynı: Kendim olmam.
Kıskançlık, aşkı ve âşığı yoran, eksilten, sonunda bitiren korkunç bir tuzak. Aşk için “marazî” diyorlar. Marazî olan aşkın kendisi değil, aşkın gereği zannedilen diğer bazı duygular: Kıskançlık, sahiplenme hissi; sevilenin üzerinde hâkimiyet kurma arzusu, onu yönlendirme güdüsü ve sevgilinin geçmişine perde çekip hayâllerine ipotek koyma telaşı. Aşk, insana, zaten yapmayacağı hiç bir şeyi yaptıramaz. Eğer içinde varsa bir kıpırtı, bir çılgınlık, bir heyecan sadece ona cesaret verir. Alışkanlıklar insanı çok şeyden mahrum edebilir ama en büyük kayıplar kanıksamakla yaşanır. Her aldatma aslında aldanmadır. Huzur ve güvenin olmadığı bir ilişkide her diğer duygu, her hayâl tükenip bitmeye mahkûmdur. Cesur yaşamaktan yanayım. Evet bedeli oluyor. Ama korkak yaşayarak, ödlekliğin bedelini ödemekten evlâdır. Bir kadınla erkeğin ilişkisinin gerçeği, baş başa yalnızlarken bir diğeri için ne anlama geldikleri, bir diğeri için ne hissettikleri ileanlaşılır. ‘Gizlilik’... Sevginin tahammül edemediklerindendir. Özellikle de ‘aşk’ın. Güvensizliğin, korkuların, endişelerin ve hesaplaşma duygularının yarattığı marazî bir durumdur ‘gizlilik’. Hangi zamandan gelirse gelsin, bir şekilde bedelini ödetir. ‘Aldatmak’ ilişkiye üçüncü kişinin müdahil olması demek değildir sadece. ‘Yalan’ da güçlü bir aldatmadır. Olanı yok, olmayanı var göstermek ihanet değil midir? Dürüstlük, tavizsiz olma hürriyetini verir. Bir ‘yuva’nın, sevdikleri için yaratamayacağı mucize yoktur... ölümü kandırmak dışında...
Yılların öğrettikleri...
Haberin Devamı

