Sağanak yağmura karışan hırçın dalga sesleri gecenin karanlığını aşıp odamıza suyun tuzunu, iyodunu ve saflığını bir arada getiriyor. Keyifle içime çekiyorum rayihayı. Sadece aşkla tabiatı yaşamanın keyfi değil hissettiğim. Hep hayâllerimden biri olan özel bir ânı yaşıyor olmanın verdiği tatmin dolaşıyor burun kanatlarımda, kulaklarımda, yüreğimde. Evet, bunca sene bu kadar yer gezmeme, bir çok değişik coğrafyada, farklı iklimlerde, farklı mevsimlerde bulunmama ve hepsinin hakkıyla tadını çıkarmama rağmen, her nedense bu gecenin bu anının verdiği duygu hayâlimde olan, yaşamayı azu ettiğim küçük lezzetlerden biriydi... ve yaşıyorum işte... “Bu hayâli kurulacak bir şey mi?” diyebilirsiniz. Benim için; evet... Geldiği zaman sürpriz olan küçük detayların hayatı ne kadar güzelleştirdiğini biliyorum. İşte, bir yaz mekânında, yazın kalabalık yorgunluğundan, güneşlenme ve denize dalma telaşından uzak bir mevsimde, haftanın hangi gününde, günün hangi saatinde olduğumuzu önemsemeden, dalgaların sesini ve yağmuru dinleyerek, hiç uyanmak zorunda değilmişcesine huzurla uyuyabilmek benim hayallerimden biriydi ve bunca sene bu muhteşem sürprizle karşılaşmamış olmanın da getirdiği bir beklentiyle şu anda ölçülemeyeek bir keyifle gözlerimi açmadan tadını çıkarıyorum. Bazen çok sade, varlığı da çok ehemmiyetsiz gibi görünen hayâller, aslında çok nadir yaşanabileccek ve yaşandığı zaman da devleşecek hayâllerdir. Bu onları çok özel yapar. Aynen, şu anda, bir yazlık mekânda, gecenin sabaha doğru oldukça ilerlemiş bir saatinde, sevdiceğimle beraber bu kış ânının tadını çıkarıyor olmamız gibi... İnsana ait her sesten, her gürültüden ve koşuşmadan uzak, sadece tabiatın kışını dinleyerek, koklayarak, dalgalara ve yağmura dokunarak yaşamak... Muhteşem bir duygu, çok özel bir an, çok özel bir tatmin... Dilerim herkes, “bu da hayâli kurulacak şey mi?” denecek minyatür hayâller kurabilsin. Sonra o minicik hayâller gerçekleşiverdiğinde o tarifi olmayan keyfi, mutluluğu yaşayabilsin. Kim bilir, belki siz de karşılaşıyorsunuz da, hayâlini kurmadığınız için sevincini yaşayamıyor olabilirsiniz.
Ata’mızdan size selam getirdim
Selânik kıyılarından yukarılara doğru çıkarken tarihin bize eşsiz armağanı büyük insanın ayak izlerini de izliyorum. Atatürk’ün doğduğu eve doğru ilerliyoruz, sevdiceğimle. İkimiz de çok yakından tanıyıp, çok çok sevdiğimiz ve aramızda olmadığı için her geçen gün daha fazla hayıflandığımız bir aile büyüğümüzü ziyarete gidiyor duygusundayız. Ancak bu duygumuz hep resimlerinden bildiğimiz pembe boyalı iki katlı evin önüne geldiğimizde âdeta bir mabede giriyoruz hissine dönüşüyor. Yaradan’ın zamana, tarihe, dünyaya armağan olarak gönderirken bize bahşettiği eşsiz varlığın dünyaya gözlerini açtığı ev, tatlı bir yağmurla ıslanan Selânik kışında görünen sadeliğinin çok üzerinde bir ihtişam anlatıyor. Çok sade fakat rafine bir hayatın yaşandığını gösteren evi dolaşırken Ata’nın özel eşyalarının teşhir edidiği bir kaç vitrinde sergilenen objeler, O’nun dillere destan şıklığını mal edinme hırsından ne kadar uzak bir asaletle yaşamış olduğunu bir kez daha gösteriyor. Acaba diye düşünüyorum, Atatürk’ten sonra hiç olmadı ama, bundan sonra bir devlet başkanımız daha çıkacak mıdır, O’nun gibi tüm varlığını Türk milletine miras bırakacak? Atatürk’ü, ne ondan önce, ne de ondan sonra gelen ne komutanlarımız, devlet adamlarımız, ne eğitimcilerimiz, ne demokrasi, ne kadın, insan hakları savunucularımızla kıyaslarım. O ancak takip edilebilir, taklit edilebilir, özenilir veya maalesef nefret edilir. Yıllar önce Mısırlı bir arkadaşın, kendi devlet başkanları Nasır’ı Atatürk’le kıyaslayarak anlattığı üniversite tezinin giriş yazısındaki şu cümle belki bizim yerli tartışmacılara ve megalomanlara örnek olur diye paylaşıyorum: “Tarih taklitlerle doludur ama orjinal her zaman tektir.”
Tek ve benzersiz O büyük adamdan, Atamız’dan hepinize selamlar var.
Yağmurda saklanan hayâl
Haberin Devamı

