Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Van’dan Çatak’a TEGV meşalesinin ışığında

Haberin Devamı

Temmuz sıcağını emen saatlerden sonra güneşin dinlenmeye çekileceği zaman dilimine yaklaşmaktayız. Çatak Nehri’nin suları balkonumuzun altında telaş içinde şırıldayarak akıyor. Otel odamızdan sadece karşıdaki tepeyi ve ağaçlarını görebiliyor olmaktan çok mutluyum. Tabiatın böylesine zengin olduğu yerlerde sadece tabiatı seyretmek istiyorum. Plansız, özensiz, gelişigüzel yapılar, yollar beni üzüyor.

Sevdiceğimle beraber, TEGV (Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı) sosyal sorumluluk projemiz sebebiyle Van’dan başladığımız yolculuğumuz bugünden itibaren Çatak’da devam etmekte. Van Gölü’nün arsızca, umarsızca, haince doldurulan kumsalları, kıyıları, göl kıyısında dolgu alanlarda yükselen devasa çirkin yapılar, bereketine rağmen kısır bırakılan topraklar karşısında duyduğumuz yürek acısının ve kırgınlığın merhemi TEGV Feyyaz Tokar Parkı’nda ders vermek üzere miniklerle buluşmamız oldu. Park yönetiminin organizasyonuyla Van’ın varoşlarından, kenar mahallelerinden gelen çocukların bir kısmı benim anlatım-yazım ve resim derslerimde, bir kısmı da Tolga’nın oyunculuk sınıfına katıldılar. Birkaç günde elbette ne yazar, ne ressam, ne de oyuncu olmayı öğretebilirsiniz, ama buradaki çocukları tanıyınca fark ediyorsunuz ki; her şeyden önce birey olduklarını, haklarını fark etmeleri ve özgüvenlerini kazanmaları önemli. İşsiz babaları, dört, altı, dokuz kardeşi, yokluk yoksunluk içinde evleri olan bu çocuklarla ilk buluştuğumda ürkek bakışları ve beden dilleri, konuşmaktan, duygularını yazmaktan utanan tavırları içimi acıttı. Ama her şeye rağmen daha o ilk anda gözlerinde fark ettiğim pırıltı, merak, dinleme ve öğrenme azimleri yüreğimi dolduran sevgiyi umutla besledi.

Hayallerin sınırı yok

Onlara ilk söylediğim; her birinin ne kadar önemli olduğuydu. “Unutmayın. Şu sınırsız kâinatta her biriniz teksiniz, bir tanesiniz, özelsiniz. Hiç birinizin bir eşi yok. Onun için kendinizi sevecek ve önemseyeceksiniz. Kimsenin bedeninizi, ruhunuzu incitmesine izin vermemelisiniz. Çok kıymetlisiniz. Bir diğerinize de aynı inanışla davranmalısınız” diyerek başladım. Bunu ikinci defa söylediğimde oturuşları değişti. İlk dersin sonunda yaşamlarını zorlaştıran, kısıtlayan eziklik hislerinden uzaklaşmışlardı.

Çoğunun hayâlleri yoktu. Hayâl kurmanın ne olduğunu bilmiyorlardı. Müzik dinleyerek hayâl kurmayı öğrendiler. İlk ders bittiğinde Chopen gibi beste yapmak, Fazıl Say gibi piyano çalmak, Serenad Bağcan gibi şarkı söylemek istekleri uyanmıştı. İçlerinden biri Amaury Vassil’nin, ‘Vincero’ parçasını kendisi için söylediğini hayâl etti. Bir diğeri ‘Bizet’nin ‘İnci Avcılar’ını, kendisini sahnede bale yaparken hayâl ederek dinlemiş. Hayâllerin sınırı yoktu artık. Kimi otoyolda kaza geçirenleri kurtaran kahraman bir doktor, kimi maaşının yarısıyla, ailesinin okula göndermek istemediği bir kız çocuğuna yardım eden öğretmen oluverdiler.

Ertesi gün derse girdiklerinde düşük omuzları geride, eğik bedenleri dimdikti. Sesleri gürleşmiş, konuşmaları tane tane duyulur olmuştu. Bir önceki günün hikâyesini hem yazmışlardı, hem de yüksek sesle (utanmadan) okudular. Okuduklarına, anlattıklarına kendilerinden memnuniyet ifadesi bir tebessüm eşlik ediyordu. Vedalaşırken kendilerine sordum: “Neyi hiç unutmayacağız?” diye. Hepsi birden var güçleriyle haykırdılar: “Biz özeliz! Biz kıymetliyiz!” Gözlerime dolan yaşları engelleyemedim.

Özgüveni kırmanın kolay olduğunu bilirdim de kazandırmanın bu kadar kolay olacağını tahmin edemezdim. Mutluluktan kanatlandığımı hissettim. Bana iç dünyalarını, sıkıntılarını, birdenbire hayatlarına giren ve farkına vardıkları düşlerini açtılar minikler. Sarılıp sarılıp öptüler. Daha bir gün önce duygularını yazmaktan ve paylaşmaktan korkan, utanan canlar beni el yazısıyla yazdıkları sevgi dolu mektuplar ve sözcüklerle uğurladılar. Çoğunun duyguları, hayâlleri TEGV’ye gelene dek umursanmamıştı. Önemsendiklerini, sevildiklerini, kendilerine inanıldığını keşfetmek bir çok şeyin yanı sıra çocukların ruhlarını da besliyor. Onlarla bu çok özel buluşmamızı ve paylaşımımızı benim çocuk romanımın adıyla isimlendirdik ve sınıfımıza ‘Hayâl Takımı’ sınıfı dedik. Tolga’cığım da kendi sınıfına ‘Hayâl Takımı’ndan bir bölümü sahneletmek için çalıştırdı. Çoğunun Türkçeyi okumakta ve konuşmakta dahi çok zorlandığı ve buna bir de özgüvensizlik, utanma gibi engeller eklenince, hiç umutsuzmuş gibi görünen proje ikinci günün sonunda, Park’ın sahnesinde hepimizi hayretler içinde bırakan bir tiyatro oyununa dönüştü. Ben ve sınıfım da parkın yöneticileri, gönüllü eğitmenleri ile birlikte izledik onları ve alkışlarımızla, cesaretlerinin, emeklerinin tadını çıkarmalarını sağladık. Şimdi sıra Çatak TEGV Birimi’nde yapacağımız çalışmalarda. Çocuklarla bugün ilk buluşmamızı yaşadık ve Tolga da, ben de, insan hayatı için çok kısa olan bu buluşmaların ne kadar önemli ve kalıcı olabileceğinin farkındayız. Bugün çok güzel geçti. Yarın daha mükemmel olacak. En mükemmeli de TEGV desteği ile ulaşma şansını bulduğumuz bu minik cevherlerin, ağır hayat şartları, kalabalık, eğitimsiz aileleri, ihmâl edilmişlikleri ile sürüklenen hayatlarını umutla aydınlatan meşaleye bir alev ekleyebilmek. Çok mutluyuz, çok...

Haftaya: Çatak buluşması

DİĞER YENİ YAZILAR