Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Ümit borsası...

Haberin Devamı

Sevgili okurlarım, umarım hepiniz yeni yıla mümkün olduğunca güzel anılar ve olabilecek en taze, güzel ümitlerle girmiş olun.

Anılar, “ne, neden ve nasıl olduysa olmuş” birikimler, ümitler ise gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini henüz bilemediğimiz yatırımlar. Bu anlamda biraz borsaya benzetirim ümitler dünyasını. Bir farkla, kazanma şansınızda kendiniz birinci derecede etkensinizdir.

Ümitler, hayalini kurduğunuz şeye inanmak ve uğruna azimle çalışmakla olgunlaşıyor ama ne var ki; her çabaya rağmen gerçekleşeceği kesin anlamına da gelmiyor. Onun için ümitlerimi, hayallerimi, hep, mükâfatlanmama son bir gayret kalmış gibi sahiplenir ve gerçekleşeceklerine inançla uğruna dişimi tırnağıma takıp çalışırım ama beni yıkmalarına sebep yaratmamak için de gerçekten var olana kadar bağımlılık derecesinde sevmem kendilerini. İnanmak ayrı, sevmek ayrı... Ümitlerime kendime inandığım kadar inanabilirim ama onları kendimden daha fazla sevmem mümkün değil. Kapris yapıp beni üzmelerine fırsat veremem. Hayal olarak kalan her ümidin de gerçekleşecek bir başka ümide yer açtığına inanırım. Bu sebepten olsa gerek, her yeni başlangıç, görmediğim bir sihirli değneği dokundurur hayatıma. O ümitle ve heyecanla yaşarım, bir sonraki yeni başlangıca kadar. Ümitli olmak, her şeyden önce kendimizden ümidi kesmediğimizi gösterir.

Bugün yeni yılın altıncı günü oldu bile. Ne değişti geçen yılın son gününden beri derseniz, hiçbir şeydir görünen. Zaten görünenler değil önemli olan, özellikle “hiçbir şey” gibiyse. Gelin, görünmeyeni görmeye çalışalım... Ümitlerimiz gibi...


Merak ettiğim minik şeyler



- Çok genç anne oldum. Çocuklarımla beraber tekrar büyüdüm. Onlar büyüdü, ben yine çocuk kaldım. Şimdi torunlarım var. Onlarla yeniden çocuk oldum. Merak ediyorum, ben hiç büyümeyecek miyim?

- Çılgınlık, çocuklarınızdan tevarüs ettiğiniz müddetçe irsi imiş. Benim çılgınlığım acaba büyük büyük büyük torunlarımdan mı miras?

- AKP’lilerin de utancı, bir kendini bilmez, CHP’li milletvekili Şafak Pavey’e twitter da “Allah bir bacağını almış, hâlâ küfürden uyanmazsın, nedir bu inatçılık?” diye sormuş. Biri de çıkıp kendisine “Allah cezalandırmak istediği kulunun önce aklını alırmış. Haberiniz var mı?” diye sordu mu acaba?

- “En büyük gurunuz düşmanınızdır” der, Dalai Lama. Acaba bunu düşmanıma söylesem mi?

Yolculuğa çıkar gibi yaşamak

Hayatı her an yeni bir yolculuğa çıkıyor gibi yaşamayı seviyorum. Reel yolculuklarımda ise vardığım yer kadar, yolculuğun kendisi olur beni heyecanlandıran. Zira, varıldığı andan itibaren dönüş başlar yolculukta. Onun için severim, havaalanlarını, uçakları, istasyonları, trenleri, açlık denizde tekne maceralarını, gemi seyahatlerini. Arabayla çıkılıp ne zaman varılacağı belli olmayan uzak yolculuklara bayılırım.

Yolculukta, varana kadar yaşanan zaman dilimidir, içinde umutları, beklentileri, hayalleri barındıran. Belki hayal gücüm geniş olduğundan, durduğum an yaşayacaklarımın kurgusu, yaşanabileceklerden daha zengin, daha renkli olur zihnimde. Sonra da yolculuk bitip durağa geldiğimde, bu hayaller kendi gerçeğini besler ve olamayacaksa bile aynı derecede güzelleştirir gerçeğimi.

Yolculuk anlarımdan duyduğum coşku, hayatımın tamamı için geçerlidir. Cılız bir tomurcuğun, yavaş yavaş beslenip olgunlaşmasını ve bedenini hazır hissettiği bir sabah petallerini güneşe açmasını gün be gün izlemek, açtıktan sonra, artık, çiçeği ölümüne hazırlayan kısa sürecek ömrünü seyretmekten saha büyük bir mutluluktur benim için.

Tek emin olduğumuz, içinde olduğumuz an. Yolculukların bitişi, her şeyin bitişi anlamına gelebilir. Onun için severim yolculuklarımın tadını çıkarmayı, derin derin soluyarak, içime çekerek yaşamayı... Gerçekten yollara dökülsem de, olduğum yerde kalsam da... En güzeli, yolun bittiği yerde yolculuğunuzun devam ediyor olması. Ama yolculuğunuz devam ediyor da yol bitmişse... Bazı kavşakları atladınız, bir şeyleri es geçtiniz demektir.

DİĞER YENİ YAZILAR