Yeniden şekillenmesi için zorlanan sınırların, sözde cumhuriyetlerin, çoğulcu demokrasiyi suistimâlle yorumlayarak demokrasinin yerini alan tiranlıkların, despot uygulamaların, tedavi edilmeyecek gibi yaralanan insan haklarının dünyayı yeni bir patlamaya doğru sürüklediği şu günlerde ‘bir zamanlar’ı tekrar tekrar okumak ve düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum.
Anlattığı ister bir aşk, ister bir trajedi olsun, özellikle nefret, öç duyguları körüklenmeden, bîtaraf aktarılmış tüm tarihi olaylar, her yaş dönemimde kendi yaşadıklarımın, gördüklerimin süzgeciyle farklı bir boyut kazanır.
Belki de köklerimin bir taraftan, o sınırların içinden gelmiş olmasından, Rusya’nın geçmişiyle ilgili yazılan, çizilen her şey özellikle merakımı çeker ve beni heyecanlandırır. Son günlerde de yoğun bir şekilde yine o toprakların esinti hep benimle. Romanımdan çekilen dizi, yazmakta olduğum son kitap, sosyal medyada okurlarımla olan yazışmalarım, verdiğim röportajlar hepsi beni tarihin o çok büyük saltanat, şatafat, baskı, savaş, ihtilâl, kan, despotluk dalgalanmaları içinde yaşanan Rus Çarlığı ve Bolşevik Devrimi güncelerinde demir atmış tutuyor. Cedlerimin acılarını barındırdığı için çok zaman canımı çok acıtan bu tarihe objektif baktığımda, içinde yüreğime sevgiyle dokunan, ruhumu okşayan bir çok şey bulmam da zor olmaz.
Bana hüznün yanı sıra bu duyguları yaşatan kitaplarımdan biri yine elimin altında, sayfalarında dolaşıyorum. ‘A Lifelong Passion’, isminin anlamına tam tercüme olacak şekilde, son Rus Çarı Nikola ile karısı Çariçe Alexandra arasında çocukluklarından başlayıp ölümlerine dek devam eden tutkulu aşkı anlatan bir kitap. Andrei Maylunas ve Sergei Mironenko tarafından kaleme alınmış bu kitapta yaşanmış bir tarih, yaşamış kişilerce bizzat anlatılıyor. Yaşamları, çocuklarıyla beraber trajik bir sonla biten lânetlenmiş bu saltanat çifti; son Romanovların romans, aşk, tutku, şefkâtle başlayan ve son ana kadar inançla devam eden beraberliklerinin mektuplarla örülmüş anlatımı...
Kendi tarihini fotoğraflayan aile: Son Romanovlar
Aslında gerçekten bir masal olacak gibi başlıyor her şey: Bir varmış, bir yokmuş, bir zamanlar dünyanın altıda birine sahip çok zengin bir imparatorluğun çok yakışıklı ve sevilen genç bir prensi varmış. Bu prens uzak ülkelerden birinin güzel prensesine âşık olmuş. Romantik prenses de prense uzaktan uzağa âşıkmış. Evlenmişler. Ardından, prens çok gönüllü değilmiş ama imparator olmuş. Genç çift birbirlerini çılgınlar gibi seviyormuş ve beş çocukları olmuş...”
Böyle başlayan masalların sonsuza kadar mutlu devam edeceği sanılır ama bu peri masalının nasıl bir trajediye döndüğünü hepimiz biliyoruz.
Bolşevik sistemi ne kadar almışsa ahvadımın ahını, Çarlık dönemi de almıştır. Ama imparatorluk sisteminin zaaflarını, hükümranlık üzerinden despotluğunu çok iyi bilmem, hükümran olanların da güzel insani taraflarını görmemi engellemiyor. Kitabı çok anlamlı ve eşsiz yapan aslında kitabın derlenme sebebi olan isimler: Çar II. Nikolas ve Çariçe Alexandra. Son Romanovların tarihin en iyi belgelenmiş karakterleri olmasının sebebi yine kendileri. Zamanlarında, Rus Çarlığının dünya üzerindeki yayıldığı alan itibarı ile son derece popüler olan çift; yüzlerce tabloidin, mecmuanın, kartpostalın ve medyanın her alanında her daim popüler olmasının yanı sıra, kendi modern yaşam anlayışlarıyla tarihe çok ipucu bırakmış. Onların, büyük bir titizlikle tuttukları anı defterleri dışında, yazdıkları mektuplar, ciddi bir hobi olarak çektikleri fotoğraflar, Maylunas ve Mironenko’nun kitabını beslemiş. Sadece profesyonel fotoğrafçıların çekim yaptığı devirde son Romanovlar, tüm aile, çoluk çocuk hepsi kendi fotoğraf makineleriyle hayatlarını ölümsüzleştirmişler ve geriye 150.000 özel fotoğraf bırakmışlar. Modern çağın sağladığı imkânlarla, diğer birçok önemli insanın daha fazla fotoğrafı çekildiğine, hâtta belgelerin sinema filmlerinde, ses bantlarında kayıtlanabildiğini söyleyenler olabilir. Ama, Romanovların geride bıraktıkları hayatı bu kadar özel, eksiksiz anlatan, bir filmden, bant kaydından çok daha önemli ve samimi şeyler var ki; bunlar, her gün her birinin tuttuğu hatıra defterleri ve hep beraber yaşadıkları günlerde bile aynı sarayın içerisinde birbirlerine gönderdikleri mektuplar.
1917 İhtilâliyle birlikte uzun zaman gözlerden ırak tutulan bu arşiv, zannedildiği gibi yok edilmemiş, sadece o devri unutturmak için saklanmış. Nefretle, kinle, öç almak duygusuyla gelen bir ihtilâlin harcadığı milyonlarca insan düşünüldüğü zaman, esas yok etmek ve aşağılamak istediği insanlara ait bu kadar özel anının büyük bir dikkatle saklanmış olması beni çok etkiliyor. Burada yaşanmış bir devre içten içe hayranlık ve saygı ifadesi algılıyorum. Kitap, 1884’deki bir karşılaşmayla başlıyor. O Yıl Rus Çarı henüz III. Alexander’dır. İmparatorun erkek kardeşi Sergei’nin evleneceği Hesse-Darmstadt Prensesi Elizabeth (Ella) Rusya’ya ailesiyle beraber geldiğinde yanında olan 12 yaşındaki kız kardeşi Alix’le (Alexandara) Çarın oğlu Nicki (Nicholas) ilk defa karşılaşır. Kitap işte o ilk karşılaşmanın genç Prens Nicholas’ın anı defterine düştüğü notla başlar. Yeni tanıştığı Alix’i çok beğenmiştir.
648 Sayfalık kitap boyunca, o yaşlardan başlayarak Nicholas ve Alexandra’nın hayatını mektupları ve özel defterleri takip ederek bir yolculuk yapıyorsunuz. Bu naif, kendi hayatlarını yaşamaktan başka hiçbir tutkuları olmayan âşık çiftin, savaş, eşikteki devrimi göz ardı eden aristokrat çevreleri, oğullarının ölümcül hastalığı etrafında oluşan din uyuşturuculuğu, İngiltere ve Avrupa’nın en güçlü imparatorları olan akrabalarının ihaneti ile nasıl trajik sona doğru yol aldıklarını izlemek, kitabı kaç kez okursam okuyayım, beni yine masalsı duygusundan koparamıyor. Son bölümler, onları yargılayanların, hapseden, gardiyanı ve katili olanların da anı defterleriyle, Çariçenin kızlarıyla beraber gardiyanlarına Noel hediyesi olarak ördükleri eldivenler, diktikleri gömleklerle buluşunca, Nikolas, Alexandra ve çocukları, benim ailemden, katliama uğramış her hangi bir sevdiğimden farksız hale geliyor... ve bir kez daha içim acıyarak bugün, bir diğerinin katili olmaya devam eden insanoğlunu izliyorum...
Tarih hüzünle beraber teselli verebilir
Haberin Devamı

