Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini burada attık” demiş Atatürk. Kızılırmak Vadisi’nin kuzeyindeki geniş topraklar üzerinde uçarken binlerce yıldır tarihe iz bırakmış bu coğrafyanın dillendiğini duyar gibi oluyor ve kulak kabartıyorum.
Yüksek dağların arasında vadiler, ovalar, zamanın aşındırdığı dağların tepelerinde oluşmuş geniş platoların süslediği Sivas M.Ö. 7000-5000 yıllarında tanıştığı insan ilişkisini M.Ö. 2000’lerde Hititlerle, ardından M.Ö. 1200’de Frigyalılar’a sonra Lidyalılar, Romalılar ve Bizanslılara teslim olarak sürdürmüş. Üzerinde hüküm süren medeniyetlerin kontrol ve ekonomik gücü meşhur ‘Kral Yolu’, ‘İpek Yolu’ gibi antik ticari yolların kesişme noktası olmuş.
‘Sivas’ isminin, Hitit kavimlerinin ‘Sibasib’, Romalıların ‘Sebasteia’ veya Selçuklu ‘Sebast’ isimlerinden geldiğine inanılıyor. 1071’de Malazgirt Zaferi ile Danişment Beyliği, Selçuklular’ın kontroluna giren bu topraklar 1400’de Timur’un istilâsı ile Moğol ve ardından 1398’de Osmanlı yönetimine katılmış.
Topraklarında, sularında katman katman medeniyetlerin izi olan Sivas, 4 Eylül 1919 tarihinde büyük Atatürk’ün, hür, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atmak üzere burayı seçmesi ile bambaşka bir veçhe kazanmış; tarihinde yaşadığı tüm savunmalardan farklı olarak ‘Milli Mücadele’ ruhuyla tanışmış. Ata’mızın ve delegelerin 108 gün kaldığı Sivas, Türkiye Cumhuriyeti’ni vâr oluşunda büyük bir adım olan kongresi ile, sadece kendisinin değil, tüm ülkenin ‘Kurtuluş Savaşı tâcı’ndaki taşlardan biri. Diğer taraftan, salt tarihiyle değil, Kızılırmak, Yeşilırmak, Fırat’ın yarattığı üç vadi arasındaki uçsuz bucaksız topraklarıyla bitmek bilmeyen bir yolculuk Sivas.
Madımak’ın yanık kokan acı hikayesi
Böylesine anlamlı hikâyesi olan toprakların üzerinde yaşayanların da yaşamlarının çok anlamlı ve çok kuvvetli bir beraberlikle sarmalanmış olması doğal olanı aslında. Bu sebepten, şehre iner inmez Madımak Oteli’ni ziyaret etmek ve yanık kokan acı hikâyesini mekânın kendisinden dinlemek istiyorum.
Kapısında ‘Sivas Bilim ve Kültür Merkezi’ yazan restore edilmiş binanın dışında 2 Temmuz 1993’ü anımsatacak hiç bir işaret yok. Ancak, girişte, sağda düzenlenmiş anı duvarında, izansız, vicdansız kara taassubun temsilcisi ‘insan sürüsü’nün kurban ettiği otuz beş vatandaşımızın isimleri zikredilmiş. İsimlerin ortasında Ata’nın büstü ve büstün altında Atatürk’e ait “Toplumun içindeki farklı düşünceler, farklı inanışlar ne olursa olsun, milli birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmesini bilen bir milletin başaramayacağı iş aşamayacağı engel yoktur” sözleri yazılı. Anı köşesinin sağ ve sol tarafına da Aşık Veysel, Pir Sultan Abdal, Aşık Ruhsati, Hacı Bektaşı Veli, Mevlana Celaleddin-i Rumi ve Yunus Emre’nin tasvir edildiği fotoğraflar ve onlara ait bir söz yer alıyor.
Sivas İl Özel İdaresi’nin organize ettiği kitap haftası sebebiyle davet edildiğim bu kadim şehrin, yazdan kalma kuru sıcağının akşama teslim olduğu saatlerde Buruciye Medresesi’nin tarihi taşlarının serinliğiyle sarılı huzurunda dinleyicilerimle buluştuğumda, avluyu doldurmuş okurlarımın ve okurum olmak için beni tanımak isteyenlerin gözbebeklerinin derinliklerine bakıyor ve içlerinde 2 Temmuz vahşetini sahiplenebilecek hiç kimseyi göremiyorum. Anlattığım hüzünlerle gözleri yaşlanan, sevinçlerle kahakahaları yükselen bu güzel insanların bir daha Sivas’ın tarihini kirleteceklere izin vermeyeceklerini hissediyor ve yürekten diliyorum. Ardından bana verilen bakır teşekkür şiltinde işlenmiş, Gökmedrese’nin taşlarında yer alan o harika Selçuklu ‘hayat ağacı’ motifine bakıyorum uzun uzun.
Düşüncelerim dallarında dolaşıyor hayat ağacının… Orta Asya Türk literatüründe dünyanın merkezi olarak kabûl edilen hayat ağacının, gökyüzü seyahatinde merdiven görevi gördüğüne inanılır. Üzerindeki kartal tasviri; öbür dünyaya uçmak için yardımcıyı, nar meyveleri; cenneti, bolluk ve bereketi, küçük kuşlar ise göğe uçan ruhları temsil eder.
Gözlerim hayat ağacı’nın kuşlarının kanatlarına takılıp onlarla beraber mistik rölyefinden ayrılıyor, bu toprakları vâr eden, bağımsızlığı için, yücelmesi ve aydınlıklarda kalması için gençliklerini, nefeslerini, hayatlarını tüketen ve göğe yükselenlere doğru yükseliyor. Dualarımı gönderiyorum; bizden once bağımsızlık, hürriyet kavgasında acı çekenler, kan dökenler, can verenler sayesinde üzerinde hür yaşadığımız bu cennet ülkenin narlarını, bolluk ve bereketini kardeşçe paylaşabilsin insanlarımız… hayat ağacındaki kuşlar kadar hür yaşasınlar ve zamanı gelince hayat ağacındaki kuşlar kadar hür uçsunlar göklerdeki mekânlarına… ardlarında yeni kan, nefret, acı, gözyaşı bırakmadan… kanatlarında kan, nefret, acı ve gözyaşı taşımadan…
Sivas’ta hayat ağacı olmak...
Haberin Devamı

