Neredeyse bir ömürdür, ardından mehtabın akışını izlerim Sevda Tepesi’nin. Mehtap kırmızıdan tutuncuya aşk renkleri ile, tepenin üzerinden âdeta çapkınca yanak alır gibi sıyrılır. Sonra, asırlık ağaçların zirveleri ve Adile Sultan Sarayı’nın (yanan Kandilli Kız Lisesi) çatısı ile sevişerek yükselir Boğaz’ın üzerinde. Sulara şavkı vurduğunda Kandilli kıyısının tarihî yalıları; Kıbrızlı, İsmail Paşa, Kont Ostrorog, Abut Efendi, Edip Efendi Yalıları turuncu okşayışlardan nasiplerini alır, pırıl pırıl olurlar. Bu sahil saraylarının, yalıların, köşklerin, hepsinin birbirinden ilginç, heyecan verici hikâyeleri var. Devirleri, sakinleri farklı ama ortak özellikleri; bize ait olmaları ve zenginliğin aynı zamanda ne kadar ince bir ruhla birleşip ne kadar alçakgönllü olabileceğini gösteren değerleri. Kıyılara, tepelere doldurulan yeni, kimi çok ucube yapıya rağmen, o en sessiz, en yorgun zamanlarında bile gözü okşuyorlar. Çünkü hepsi has Boğaziçili. Kıyının danteline inciler, tepelerin yeşiline kuşlar gibi yerleşmişler.
İşte, bu nadide güzelliklerin sırtını dayadığı Sevda Tepesi yıllar önce Suudi Arabistan Kralı’na satıldığında karalar bağlamıştım. Üzerinde imar izni olmayan ve anayasamızın iki maddesi ile ciddi korunmaya alınmış bu alanın satın alınması için acaba “Şimdilik izin yok ama ileride nasılsa bir şeyler yapılır” sözü mü alınmıştı diye merak etmiştim. Koca Suudi Kralı, yüz yirmi iş adamı ile gelip, önemli ekonomik ticarî anlaşmalar konuşmaya hazırlanırken, böylesine sıkı korumada olan bu nadide tepe konusunda bir jest istemiş olabilir miydi? Yoksa, bizlerden birileri, yaranmak adına, durduk yerde bir jest unsuru mu yaratmışlardı? Genellikle halkımızın minik de olsa ara sıra tezahür eden çevreci isyanlarını susturmak için de; o günlerde, gelecek bu parayla üniversiteleri bitirip de iş bulamayan gençlerimize ekmek parası yaratılacağı anlatılmıştı. Üzerinde saraylar yapılabilecek nice boş arazi varken, neden ısrarla, ekonomimizin Sevda Tepesi’nde inşa edilecek bir Arap sarayına bağlandığını anlayamamıştım. Sevda Tepesi’nin ardındaki gerçek sevdalar ne diye sorgulamıştım.
Payıma düşeni vermiyorum
Bugünlerde yine gündemdeyken Sevda Tepesi, bunlar düşüverdi aklıma. Ben, bunca yolunan, sökülen, hırpalanan ve can çekişen ülkemizin SİT alanlarında her hangi bir ülkenin kralının da, cumhurbaşkanının da sarayını istemiyorum, buna kendi ülkemizin devlet adamları, zenginleri dahil. Bu alanlarda vatandaş olarak hepimizin hakkı var. Ancak, bu hak; ne satmak, ne de üzerinden para kazanmak için. SİT alanları, kendi başına bir zenginlik oldukları için korunmaya alınmıştır. Ama matbaada basılmayan tarz zenginliği kavrayamayan zihinlere bunu anlatamazsınız. Devletlerin, hükümetlerin bir diğerine yapacağı jestler, o ülkenin anayasasını değiştirmesini gerektiriyorsa, bunu veren de, alan da “jest” sunan ülkenin kanunlarını ve değerlerini hiçe sayıyor demektir. O zaman, daha kimler jest için sıraya girer. Sizi bilmem, ben Sevda Tepesi’nden payımı düşeni kimseye vermiyorum.
Hepiniz değerlerinizle ve sevgiyle kalın.
Sevda Tepesi’nin ardındaki sevdalar
Haberin Devamı

