Rüzgârın rengi/ Suyun şekli/ Zamanın yaşı...” der Salvatore Adamo bir şarkısında. Tarifin gerçekliğe pek uymadığını düşünenler olabilir. Bana göre içinde müthiş bir gizemle birlikte, çok derin bir anlam barındırır. Hayatı aynen şarkının sözlerindeki gibi yaşamayı seçtiğim için belki...
Küçüklüğümden bu yana gittikçe gelişen sinestezyam bana renklerin içinden sesler, seslerin içinde tatlar, tatların içinde hikâyeler, dokunduklarımın içinden renkler, sesler verir, sevgiler anlatır.
Bazı yollar, mekânlar ve insanlar ise bu duygu yoğunluğumu şahlandırır. Bana rüzgârın rengini, suyun şeklini ve zamanın yaşını çok daha kuvvetli hissettirir. Böyle anlar çok sihirli zaman dilimleridir. Hele sevdiğimle paylaşıyorsam... Hele hele sevdiğim de aynı duygu yoğunluğuna sahip, dev yürekli bir güzel insansa...
Günlerdir, yollarda, aynen şarkıdaki gibi; rüzgârın sesi, suyun şekli ve zamanın yaşını hissederek akıyoruz. Bu güzelim ülkenin toprakları, suyu, havası bunu çok zengin sunuyor, dinleyene.
Yola çıktığımızdan itibaren, rüzgârın eserken tenlerimizde bıraktığı rengi, kıyı boyu uzanan maviliğin renklerle beraber aldığı şekli izliyorum... Rüzgârın ve denizin zamansızlığı içindeki ölümsüzlük duygusunu tadıyorum. Bütün bu sonsuzluk içinde yaşlanmadan yaşıyor olmanın ve her gün bu sonsuzluk içinde bir günlük daha yaşlanıyor olmanın tadını çıkarıyorum. Rüzgâr ve su, bana benim de zamanda bir sonsuz olduğumu tekrarlıyor. Hayatın tüm dertlerinin de, sıkıntılarının da sonsuz olduğunu anlatıyor rüzgâr ve su.
Sevdiceğimin avucundaki elim sımsıcak rüzgârlar hissediyor, rüzgâr ılık bir su gibi yüzlerimizde çırpınarak arkamızda kalıyor. O anlık zamanda arkamızda kalıyor... Ama yol sonsuz, zaman sonsuz... biz sonsuzuz ve sevgi ve aşk sonsuz...
Rüzgârın asmalarla seviştiği ada
Bozcaada... Tabiatı, havası, suyu ve toprağı ile bir arada yaşayıp zenginliğini sunan güzellik... Denizden, hiç yorulmadan, bıkmadan kopup gelen rüzgâr tenindeki tuzlu su kokusuyla bağlardaki asmaları okşadığı zaman yetişen, serpilen lezzetli bir aşk; üzüm... Üzümün, insanın sevgi eliyle yeniden hayat bulması ve aşk renginde bir suya dönüşmesi; şarap... Sevdiğinizle tattığınızda ‘aşk şarabı’, arkadaşlarla tattığınız zaman ‘dostluk şarabı’na dönüşen, rüzgâr ve asmanın aşk ürünü...
Sevgili arkadaşlarımız Elif ve Taylan (Büker)’in sıcacık dostluklarını bize sundukları günler, geceler içinde, adanın esintisini, denizini ve tatlarını tekrar yaşarken bir kez daha gördüm ki; lezzetler paylaşılırken, dostluklar pekişiyor, hayat zenginleşiyor, her yeni anlatıyla yeni bir hikâye öğreniyorsunuz. Bazen anlatıldığı unutulup, anlatılan tekrardan ibaret dahi olsa... 
Bu seyahatte bir şey daha öğrendim ki; adalar hayattan kaçmak için gidilecek değil, tam aksine; hayatı doya doya yaşamak istiyorsanız yerleşilecek yerler. Büyük şehirlerin insanı esir eden, koşturmaya rağmen yetişemediğiniz hayatından çok farklı, daha sakin, daha yavaş bir hayat sunuyor ada. Ama ‘adalı olmak’ yaşam şekliniz olsun istiyorsanız, ada emek istiyor.
Aşk ister ada
Ada sevilmeyi, kendisine âşık olunmasını bekliyor. İnsanlarını, aynen açık denizden kopup gelen asmalara âşık rüzgâr gibi olsunlar istiyor. Toprak, ne kadar ekseniz yine asma kütüklerine hasret, asmalar, ne kadar esse de rüzgâra hasret. Sevgi arsızı bir tabiat ilişkisi var adada.
İşte, bu sonsuz süreçteki sevgiyi yaşayabilen yeni tanışıklıklar Bozcaada’yı her zamankinden fazla sevdirdi bana. Adanın dokusuna saygılı, bitmeyen, durmayan rüzgârından, toprağın, asmaların yorgunluklu emeğinden şikâyetsiz güzel insanlar... Özcan Hanım’ın ‘Rengigül Konuk Evi’nin bahçesinde, her biri ev emeği kahvaltılık lezzetlerini tadarken, ağabeyi Gürbüz Bey’in anlatılarını not almadan geçemedim. Adanın insanlarının, asmalarının, şarabının hikâyelerini dinlerken, kâh bağcı, kâh üzüm, kâh rüzgâr, deniz olmak istedim. Üzümün cefasına, meşakkatine inatla dayanan Selçuk Aykan’ın eşi Evren Hanım’la birlikte işlettiği mekânında, kendi imalâtı olan “Türkiye’de yapılamaz” dediğimiz lezzetleri tattık. Bağın Kuntra ve Çavuş üzümleri ile süslenmiş ‘Kafelatri - Piero Taze mençago Trakya kaşarı- Feta dilimlerinin her biri olgunlaşması için emek isteyen bir buçuk senenin hikâyesini anlattı kendi dillerinde. Yine Selçuk Bey’in kendi imalâtı Cabernet ve Alfonzo ise bende şarabın kendisi olmak isteği uyandırdı.
Hikâyesini ilk kez yıllar önce sevdiğimden duyduğum Pakize’yi de tanıdım bu defa adada. Pakize, adalarda hep rastlanan şekilde, birilerinin geride bıraktığı cinslerle, sokaktakilerin birleşmesinden doğmuş, bembeyaz, incecik badi bacaklarının taşımaya çalıştığı, karnı yere yakın, uzun gövdeli bir sokak köpeği. Her sabah adadan ayrılan feribota binip, Eceabat’a geçer, sonra akşam ferisiyle geri dönermiş. Onu uzun uzun izledim ve keşke anlatabilse de, dinleyebilseydim dedim. Bu ısrarlı ve şaşmaz yolculuklarının ardında onun da bir hikâyesi olduğuna eminim.
Ada ruhunu gerçekten yaşayanların hepsi aynı üzüntüyü dile getirdiler. Kontrolsüz ziyaretçi artışından, adanın çevresel-görsel kirliliğe mahkûm edilmesinden şikâyetçiler. “Eskiden adayı sevenler gelirdi. Şimdi duyanlar geliyor” diyorlar. Bozcaada’nın en renkli özelliklerinden biri olan ‘şarap tadımı’nın yasaklanması ve şarap evlerinin, dükkânlarının vitrinlerinin, yeni kanun sebebiyle, perdelerle kapatılmış olması adayı âdeta zoraki tesettüre sokulmuş bir antik zaman güzeline dönüştürmüş. Adaya hiç uymamış, hiç yakışmamış bu görüntü. Ama biz, adaya onu duyduğumuz için değil, sevdiğimiz için geri döndüğümüzü hissettirdik sanırım. Denizinin, rüzgârının, asmasının, dostluğunun, lezzetlerinin tadını çıkardık. Hakkıyla, koklayarak, tadarak, içimize sindirerek yaşadık Bozcaada’yı ve dostluklarını.
Sahibinin “Kızlarım” dediği on yedi rüzgârgülü, adanın asmaları gibi, rüzgârına âşık, pervanelerini sanki semah ayininde bir Mevlevi gibi açmış dönüyorlar. Yüce Yaradan’ın rüzgârına kapılan etekleri kulağımda bir antik zaman öyküsü oluyor.
Rüzgârın rengi, suyun şekli ve zamanın yaşına aşkla sarılmış Bozcaada beni bir kez daha büyülüyor. Bakıyorum, sevdiğim de aynı büyüyle sarılmış... ben de ona sarılıyorum... rüzgâr, su ve zaman gibi...
Rüzgârın rengi, suyun şekli, zamanın yaşı
PAZAR SENFONİSİ
Haberin Devamı

