Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Ârif kadınlar

Haberin Devamı

Canım kızım Pamira’mın yıllar önce hediye ettiği bir kitap var elimde. Joyce Tennison’un fotoğrafladığı 85 kadının portresinden ve felsefelerini anlatan sözcüklerinden oluşan bir kitap. Yaşları 65 ile 101 arasında değişin bu 85 kadının aralarında Oscar ödüllü aktris olan da var, emekli dansçı, şair, hâkim, ev kadını da... Yani içimizden her hangi biri olabilecek kadınlar fotoğraflananlar. Beyaz, sarı, siyah ırktan, farklı dinlerden ve kültürlerden bu kadınların ortak yönü ‘wise woman’ ârif kadın- olmaları. Tercümesini ‘akıllı kadınlar’ diye yapmadım. Zira sadece zihinsel olarak değil, ruhsal ve fiziksel farkındalıklarıyla da yaşlarının standart anlayışını aşmış, gerçekten ‘ârif’ kadınlar. Uzun yaşamak, hele aklı başında ve sıhhatli uzun yaşamak çok insanın hayâlidir. Ancak, uzun bir ömür aynı zamanda birçok insana nazaran daha fazla kâlp kırıklığı ve hayâl kırıklığı yaşamayı da beraberinde getirir. Bir çok sevdiğini, hayat arkadaşını, dostlarını, hâtta bazen kendi evlâtlarını sonsuzluğa yolcu etmenin acısı ve hüznü ile yaşamak zorunda kalır kişi. Hele hafızası yerinde ise, bu acılar ve hüzünler sürekli onunla beraber yaşamaya devam eder. Bu, hiç kolay değil. Ne var ki; bu ‘Ârif Kadınlar’ uzun yaşamlarında başlarına ne gelmiş olursa olsun, onunla başa çıkmayı başarmışlar. Ne acılar pes ettirmiş onları, ne ölümcül hastalıklar. Ne Oscar ödülü ile şımarmışlar, ne bedenlerinden parçalar alan kanser illetiyle çökmüşler. Fotoğrafların yanında yer alan sözlerden bazılarını sizinle paylaşmadan geçemeyeceğim. Kitabın konusu olan kadınların en gençlerinden biri olan 67 yaşındaki Christine Lee diyor ki:

“En önemli şey; denemek ve hayatın tadını çıkarmak. Çünkü ne zaman biteceğini bilemezsiniz. Şayet bir sabah uyanır ve çamaşır yıkamakla parkta yürüyüş yapmak arasında bir seçim yapmak zorunda kalırsanız, yürüyüşü seçin. Çünkü o gün ölürseniz hayatınızın son gününü çamaşırcılıkla geçirdiğinizi fark ederek ölmekten nefret edeceksiniz.”

69 yaşındaki Betsy Brown “Bırakın gitsin! Sizi rahatsız eden her ne ise bırakın gitsin!” diyor. 78 yaşındaki dansçı Melissa Hayden “İçimde hayat yanıyor ve dansla dışarı çıkıyor.” diye anlatmış yaşamını. Yetmiş yedi yaşın asil güzelliği, Hollywood’un şımartamadığı aktris Lauren Bacall, “güçlü olmaya tamam ama küstahlığa hayır.” diye tavrını koymuş. “Akıllı insan, hem insanoğlunun hem de kâinatın zekâsı olduğunu bilir ve ikisi arasında denge kurar.” diyen Clara Holm yüz bir yaşında. “Bizim zamanımızda ‘seks’, ‘kanser’, ‘göğüs’ kelimeleri söylenemezdi. Her şey ne kadar değişti diyen Helen Reichert yüz yaşının değişen toplumsal kurallarını özetler gibi. 85 yaşındaki Mimi Weddel “Ben kahramansız yaşayamam” diye itiraf ediyor ve kahramanları plâtonik bir aşkla bağlı olduğu George Washington ve Shakespeare. Yetmiş iki yaşındaki Jeanie Mac Pherson, hayatın kavgalarını, iniş çıkışlarını yaşayıp geride bıraktıktan sonra seksin daha güçlendiğini söylüyor ve “Artık hiçbir şey için tasalanmayacağım. Yaşlanana kadar yeteri kadar tasa yaşadım.” diyor. Aktris Judi Dench altmış yedi yaşının olgunluğunda, “Hiçbir zaman ‘başarı’ ile ilgilenmedim. ‘Başarı’ fâni bir şey. Benim için başarı, sizi gerçekten yakından tanıyanların size duyduğu saygı ve sevgidir.” derken ödüllerini, İngiltere Kraliyetinin kendisine verdiği ‘Dame’ ünvanını, yaşamın gölgesinde bırakmaktan çekinmiyor. Ressam Phyllis Silverman, “Hayatımın en mutlu evresi” diye tanımlıyor 90 yaşını, “Artık gerçek sesimle resmediyorum ama henüz içimdeki en derin hisleri resmedemedim. Yani şimdilik.” Tamamen alınmış sağ göğsünü açıkta bırakan bir ipek şalla poz vermiş olan yetmiş yaşındaki Krista Gottlieb, “Bedenime baktığım zaman yaşam kavgası vermiş ve kazanmış birini görüyorum. Şimdi tek göğüslüyüm ama eskisinden daha fazlayım.” cümlesiyle özgüvenini ve gücünü satırlara dökmüş. “Yaşlandıkça kendimizi tekrar tekrar keşfetmek ve yeni maceralar yaşamak şansımız oluşuyor.” diyen yetmiş sekiz yaşındaki İngerborg Ten Haeff, artritin sonlandırdığı ressamlık yaşamını, giysi tasarımcılığına çevirmeyi başarmış. 93 yaşındaki Elva Azzara “Tüm kâlbimle sevmenin nasıl bir şey olduğunu hâlâ çok iyi hatırlıyorum” sözlerine mutlu mu mutlu, sanki yepyeni âşık olmuş fotoğrafıyla eşlik etmiş.

Uzun yaşamanın, eksi olabilecek her duruma ve olaya karşı kazanılmış bir savaş olduğunu bilerek, buna rağmen yaşamı kendisine düşman görmeden ama geçen seneleri de unutmadan yaşamayı sanat haline getirmiş bizim kadınlarımızı düşünüyorum şimdi...

Onları da bir başka Pazar günü anmak üzere...

DİĞER YENİ YAZILAR