Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Resmi metresliğin resmi tarihinden En büyük afrodizyak: Güç

Haberin Devamı

Hiç su götürmez bir gerçek ki; güç insanın var olduğundan bu yana en kuvvetli afrodizyak.
Bugünün modern dünyasında, eskiden farklı olarak, takım elbiseli erkeklerin, döpiyesli kadınların arasında devam eden güç mücadelesinde, geçen yüzyıllar boyunca sosyal içerik değişse de, hiç değişmeyen bir tekrar var, gücü elde etmek konusunda.

Hırs, sahiplenme, yönetme arzusu, entrika, dalavera, riya, komplo, güce ulaşmak için her şeyin mübah olduğu anlayışı hâlâ daha geçerli. Ama, dışarıdan sadece özenilesi görünen gücün aslında nelere mâl olduğu genellikle bilinmiyor.
Mutlak hâkimiyetin büyük bir kudret oluşturduğu ve halen daha dünyada birkaç örneği kalmış olan monarşik güç ise, o çevrenin dışında kalanlar tarafından hayranlıkla izlenmeye devam ediyor.

Monarşiden masallar

Gelin, bugün, günümüzün güç kavgalarından uzaklaşıp, ipeklerin, taftaların, dantel fırfırların, tavus tüylerinin hışırtısıyla sürüklenen eteklerin, taçların zamanına akıp gidelim.

Büyürken okuduğumuz masalların şatoları, güzel prensesleri, beyaz atlı yakışıklı prensleri ne kadar güzel gelir kulağa. Saraylarda, şatolarda yaşamak, bir prens tarafından prenses seçilmek kaç küçük kızın hayâlini süsler. Külkedisini okuyup da, küçük, yoksul mutfağından bir prenses olup çıkacağı umudunu kuran kim bilir kaç genç kız vardır halen daha. Hele son yıllarda, monarşinin zoraki de olsa, demokratlaşarak, prenslerin halktan eşler seçmesi ile bu umutlar kimbilir ne kadar artmıştır. Monarşi ailelerinin ülke yönetimlerini başka hiçbir erkle paylaşmadan yönettiği devirlerde ise bir prense, bir krala eş olmak hiç kolay değildi. Kraliyet evlilikleri ancak bir başka kraliyet ailesinin ferdi ile yapılabilirdi. Alt tabakalardan eş seçen krallar da olmamış değil ama tepeleri attığı zaman da o eşlerin akıbeti, başka bir ülkede kral babası, kraliçe annesi olan eşlerinkinden daha trajik neticelenmiş.

Kralın kraliçesi olmak umudu olmayan ama krala yakın bir güç isteyen kadınlar için ise ikinci derecede önemli rol, metreslik olarak karşımıza çıkıyor. Metreslik, dünyanın en eski profesyonel işi olan fahişeliğin hemen ardından yer alırken, saraylarda bu kadar özel ve kudretli bir yer edinmesi, aristokrasinin snobluğuna ters düşüyor gibi görünse de öyle değil. Zira, en az kraliçeler kadar, bazen kraliçeden, hâtta bazen de metresi olduğu kraldan fazla saygınlık gören, sözü geçen metreslerin hayatına göz atılınca, şaka gibi gelecek ama, bu işin salt kralın seksini paylaşmanın ötesinde ciddi bir meslek olduğu görülüyor.

İşin enteresanı; sanılanın aksine, metresin müthiş bir güzellikten ziyade; kıvrak bir zekâya, espri gücüne, sanat, müzik, tarih ve devlet yönetimi konusunda bilgiye sahip, iyi bir dinleyici, sabırlı, yorgun ve hasta dahi olsa eğlendirici, keyifli olması, güzel şiir okuması, satranç oynaması, kralın her istediği an her istediği şekilde hiçbir itirazda bulunmadan hizmet sunabilmesi önemli.

Ve gayri resmi kral çocukları...

Aranan niteliklerinden dolayı, Avrupa ve İngiltere kraliyet ailelerinde kralın resmî metresi ilân edilmek son derece önemli olmuş. Nitekim tarihe adını yazdırmış, kral ve yönettiği ülke üzerinde ağırlığı olmuş çok metres biliyoruz. Charles VII’nin metresi Agnes Sorel bunların başında geliyor. 1449’da, başında kraliyet tâcı, sırtında hermin kürkü, tamamen açıkta olan sol göğsüyle poz verdiği ve kucağında bebek İsa ile resmedildiği ‘Madonna ve çocuk’ tablosu iki parçalı bir kilise tablosu olarak büyük sansasyon yaratmış. Krala on beş yıl boyunca resmî metreslik ve danışmanlık yapan ve gayri resmî çocuklarını doğuran Agnes bu tablonun bitiminden sonra bir doğum esnasında öldüğünde Tanrı’nın gazabına uğradığı dedikodusu yayılsa da, kral kendisini düşes ilân ederek muhteşem bir törenle gömdürmüş.
Resmi metresliğin resmi tarihinden En büyük afrodizyak: Güç
Yıllar boyunca saray koridorlarının kuytularında yürüyen metres ilişkisi, ilk olarak XVI. yüzyılla birlikte yaşanan büyük değişimin neticesinde gün ışığına çıkmış ve saray protokolunda özel ve saygın bir yer kazanmış. Düşüncelerin aydınlanmasına yol açan Rönesans, Avrupa’nın o güne dek bildiklerinin gücünü azaltmış. Deniz aşırı yollara giden gemiler hayâl edilmeyecek zenginliklerle geri dönmüşler. Manastırlar, kiliseler o güne kadar savunduklarının ötesinde, antik pagan hakikâtlerini anlatan parşomenlerle karşılaşmışlar. Bin yıldır Bakire Meryem’in heykeli eteklerinde tapınan toplumlar birdenbire şaşkınlıkla, muhteşem kavisleriyle göz alan Venüs heykellerini tanımışlar. Bu noktada o güne dek Vatikan’ın bünyesinde hapsedilmiş ve Vatikan tarafından kontrol edilen bilgi hazinesinin kapağı açılıvermiş ve kilisenin despotluğunda kontrol altına altında tutulan tüm değer yargıları gücünü kaybetmiş. Bu kaybolan güç, bir taraftan da kadının cemiyette, erkek kadar zeki ve etkili olabileceği fikrini güçlendirmiş.

Ne var ki; toplumların henüz her kesiminin henüz açık olamadığı ve kadınlarının zekâlarını gösterme fırsatı bulamadığı o tarihler, kraliyet saraylarının bunu kral metresleri üzerinden yaşamayı seçmesiyle metreslik kurumu yepyeni bir veçhe kazanmış. Fransa kralı François I, (1494 1547) gözdesine ‘resmî kraliyet metresi’ ünvanını veren ilk kral. İki asır boyunca, Fransız kraliyet metresleri, Avrupa’nın diğer ülkelerindeki benzerlerinden çok daha büyük bir güce sahip olmuşlar. Henri II’nin metresi Diane de Poitiers Fransız Konsülünün üyesi olarak yönetimde bizzat rol alıp kanunlar yapmış, vergiler koymuş ve bir çok idarî konuda kralla beraber müşterek imza hakkını kullanmış. Poitiers bu güce sahip tek metres değil. Ama diğer taraftan, VIII. Henry’nin, büyük aşkla ve tutkuyla evlendiği iki metresinin de, gözünü kırpmadan kafasını kestirdiğini ve bunların da bu tip cezaların tek örneği olmadığını düşünürsek, kralın gözdeliğine, resmî metresline, kraliçeliğine, hangi güce ulaşmış olursa olsun, o kadının, gücü elde edene kadar gösterdiği zekâ ve marifetini hiçbir zaman rehavete bırakmaması gerektiğini gösteriyor.

Bence, ne o, ne bu, en güzeli sarayımızı evimizde, prens ve prensesimizi yuvalarımdaki eşlerimizde yaşayalım, kendi masallarımızı yazalım... Hepinize masal güzelliğinde bir Pazar diliyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR