Bugünlerde, içte dışta, dünya derdimiz varken, birçok konuda aklı selimle, seri düşünerek radikâl adımlar atılması gerekirken, memleketimizin ana konusu “Muhteşem Yüzyıl” dizisi oldu. Gönül isterdi ki, bu konu yine tartışılsın, beğeniler, eleştiriler karşılaştırılsın, eksikleri sıralansın ama yasaklanması konuşulmasın...
“Tarihe istediğiniz yalanı söyletebilirsiniz. Zira ölüler konuşamaz” sözünü duymuşsunuzdur. Bu sebepten “Belgesel” denmez her tarih anlatan yazıya, gösteren filme. Ne var ki, bu farkı ancak, iyi ‘okur’ olan izleyici bilir. Onların bile kendilerini okuduğuna, izlediğine kaptırıp tarihi farklı algıladığı da olmaz değil. Bu sebepten değil mi, yıllardır Kleopatra’nın Liz Taylor’a, Mark Anthony’nin Richard Burton’a benzediğini sandı milyonlar. Ekranın böyle bir büyüsü var.
İşte, “Muhteşem Yüzyıl” bu noktada, yaşanan tartışmayı tırmandırdı. Zira, bu kez anlatılan, sadece Osmanlı’nın değil, dünyanın tarihine adını “Muhteşem” diye yazdırmış bir padişah. Washington’daki ‘Library of Congress’de, dünyanın gelmiş geçmiş en önemli kanun yapıcıları arasında yerini almış bir devlet adamı. Osmanlı’nın güçlü, hâkim ve saygın kimliğini devrinde en iyi yaşatmış ve hatıra bırakmış bir cihan imparatoru. 
Ata’mıza hayranlıkla yürekten bağlı bir Cumhuriyet kadını ve sanatçı olarak, tanımak şansına erdiğim tüm Osmanoğlu aile bireylerine de duyduğum saygı çok büyüktür. Çünkü, geçmişlerinde yatan kırgınlıklar, sıkıntılar her ne olursa olsun, benim tanıdıklarımın hepsi, cam kırıklarını vakur bir şekilde yüreklerinde saklamayı başarmışlardır. Osmanoğlu ismini kullanarak gündem yaratmak, devir karıştırmak isteyenlere hiçbir zaman malzeme olmamışlar, malzeme vermemişler, tarihin içinden süzülen sessiz, sakin şahitler olarak yaşamlarına asılmışlardır. İşte bu sebepten, “Gerçekten konuşmaya hakkı olanları tanıyorum. Neden onlardan birini dinletmeyeyim okuruma” dedim.
Bugünkü konuğum sevgili Hanzade Özbaş’la tanışıklığım uzun yıllar evveline dayanır. Her ikimiz de henüz yirmimize varmamıştık. Annesi, Hümeyra Hanım Sultan, benim sevgili Hümeyra teyzem, beni tanıdığı gün sevgiyle bağrına basmış, Kuşadası, Kısmet Otel’i benim ikinci yuvam yapmıştı. Bu asil, vakur Hümeyra Hanım Sultan’ın kızı, dostum Hanzade Özbaş’la sohbetimize başlıyoruz.
‘Dedem İsmail Hakkı Okday da Kurtuluş Savaşı’na katılmıştı’
Hanzade’ciğim, öncelikle bilmeyenler için Osmanoğlu bağlantını anlatır mısın lütfen.
Son Osmanlı Hükümdarı
VI. Mehmet Vahideddin Han ile Marşania Prensesi (Çerkezistan’da Marşania Prensliği) Emine Nazikeda Sultan’ın büyük kızı Fatma Ulviye Sultanefendi anneannemdir.
Rahmetli annem “Hümeyra Hanım Sultan” anne ve babası tarafından tarihimizde “SON” olarak nitelendirilen iki ayrı Hanedanın kızı olarak, tarihi bir kişilik taşımaktadır. Annemin babası İsmail Hakkı Okday, Kırım Hanedanı Giray Hanlarına mensup bir Kırım Prensi olan Sadrazam Tevfik Paşa’nın büyük oğludur. Prusya Harp Akademisi’nden mezun olduktan sonra, Sultan Vahideddin’in yaveri olarak Sultanın Avrupa gezilerinde kendisine eşlik etmiştir. Mustafa Kemal’in yanında Kurtuluş Savaşı’na Miralay rütbesi ile katılmış, iki gazi madalyası ile onurlandırılmış, şerefli ve başarılı bir Türk Askeri’dir. Cumhuriyet’in ilanından sonra başkonsolos olarak Rusya ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde yıllarca görev yapmış ve pek çok tarihi olaya bizzat şahit olup, adeta canlı bir tarih gibi yaşamıştır.
Anneannem Fatma Ulviye Sultan’ın babası ise Osmanlı İmparatorluğu’nun 36’ncı ve son Sultanı VI. Mehmet Vahideddin Han idi.
Ben; Hanzade Özbaş, Fatma Ulviye Sultanefendi’nin tek kızı olan Hümeyra Hanım Sultan ile Anne tarafı Sokullu Paşa’ya, baba tarafından Söke eşrafından Hacı Halil Paşa’ya dayanan Halil Özbaş Beyefendi’nin tek kızıyım. Ağabeyim Halim Özbaş tek kardeşimdir.
Diziyi izliyor musun ?
İlk bölümden itibaren izliyorum.
Dizi haberini duyduğun anda intiban neydi ?
Heyecanlandım, Hürrem Sultan ve Kanuni Sultan Süleyman’ın birbirlerine olan sevgi ve sadakatları beni ömrüm boyunca çok etkilemiştir. Rahmetli Annem Hümeyra Hanım Sultan, ben üçüncü sınıftayken, okuldaki bir canlandırma için, maharetli elleriyle, tarihi kayıtlardaki çizim ve tablolardan inceleyerek ve saraydan kalma bir kadife kullanarak Hürrem Sultan kostümü yaratmıştı.
Kanuni Sultan Süleyman dedemizin nikahlı eşi Hürrem Sultan’a yazdığı, her biri edebi değer taşıyan mektuplarını da ara ara okur hayran kalırım böyle büyük bir seygiyi yaşayabilen ve sevdiğine söyleyebilen muhteşem dedemi de rahmetle bol bol anarım.
‘Harem yalnızca entrikaların döndüğü yer gibi gösteriliyor’
Kanuni kadar büyük önemi olan bir sultanın hayatının diziye dönmesini nasıl karşıladın?
Cihan İmparatorluğu kurmuş, kanunlar çıkartmış böyle büyük bir devlet adamının anlatılacağı bir diziyi beklemek, dediğim gibi, beni çok heyecanlandırmıştı. Kanuni Sultan Süleyman kadar ‘muhteşem’ bir liderin elbette ki tüm yaşantısını bir dizide sunmak imkânsıza yakındır ve gerçekten de ‘muhteşem’ bir bütçe gerektirir. Gönlüm ister ki, Sayın Başbakanımızın ecdadımıza gösterdiği bağlılık ve hassasiyet neticesinde tüm Osmanlı Sultanlarının tek tek 36’sı tekmil belgesellerini tarihin gerçeklerini gözler önüne sererek eksiksiz bir şekilde ortaya koyarak, yine Türk aktris ve aktörlerine yer vererek kıymetli tarihçilerimizin ışığında eserler yaratılsın.
Aile büyükleri hayatta olsaydı, mesela anneciğin, Dürrüşehvar Sultan, nasıl karşılarlardı?
Maalesef abartılı dekolte kullanılan sultan kıyafetleri dizinin kalitesine uymuyor, saray içi dekorlarda hatalar çok. Bu hatalar, aile tarafından ve pek çok aile dışı bilen kişilerce tenkit edilmekte. Nur içinde yatsın canımın içi Neslişah teyzeciğim “Kuuzum ben bu diziyi artık seyretmoorum, maskaralık oldu bu iş” demişti. Seyretmemesinin nedenlerinden en büyüğü o devirdeki sultanların padişahla olan diyalogları, saray içindeki davranışlarıydı. Ayrıca dekorasyon ve kostümleri de maskaralık olarak nitelendirmişti.
Biricik anneciğim hayatta olsaydı, diziyi mutlak seyrederdi. Neslişah teyzem de ona “Rica edorum Hümeyra, vaktini boşa harcoorsun” derdi.
Annem ise, sen de çok iyi tanırsın, çok pozitif bir insandı, emeğe saygısı çok büyüktü. Ayrıca tabii ecdadından söz edilmesine hasret bir insandı. Televizyon izlemeyi de pek severdi ama emin ol, çok görmüş, çok okumuş ve sarayda doğmuş bir kişilik olarak dizideki ilişkiler, kostümler, dekorasyon gibi unsurlara bol bol tenkit getirirdi.
Yaşıtım Osmanoğlu kuzenlerimle düşünce farklılıklarımız var ama bu dizi konusu hiçbir zaman sohbetlerimizde bir öfke unsuru yaratmadı.
‘Tarih bilgim canlı tarih anneannem, annem ve dedemin anlattıklarıydı’
Osmanoğlu torunu olarak Osmanlı tarihini çok iyi biliyorsun. Sence, dizinin gerçek ile kurgu arasındaki çizgisi iyi belirlenmiş mi? Sana göre rahatsızlık duyuran noktaları neler?
Osmanlı torunu olarak, anneannem Ulviye Sultan’la on dört yıl evimizde beraber yaşamak bana sonsuz mutluluk verdi. Canlı tarih anneanneciğimden her gün, her akşam beraber oturduğumuz soframızda neler dinledim, neler. Traji-komik , dram, komedi, nayif, asil ve çok acı hikâyeler. Onun müzik hocası Agop Efendi’nin Çengelköy konağının bahçesinde o anda şehzade olan Vahidettin Han’ın av köpekleri tarafından nasıl esir alındığı hikâyesinden tutun da, büyükbabamın ona bir gece haber vermeden Nişantaşı’ndaki konaktan ayrılıp İstiklâl Savaşı’na katılmasına kadar ne hikâyeler. Benim tarih bilgim, canlı tarih anneannem, annem ve dedem Vezir-i Azam oğlu İsmail Hakkı Okday’dı. Orta öğrenimimde, ecdadımla ilgili aşağılayacağı sözler ve bilgiler tüm şevkimi kırmıştı. Anneannem ve dedemin vefatıyla tarihe ara verdim. Şimdilerde ise çok kıymetli dostum İlber Ortaylı’dan tarih dinlemek ve kitaplarının ışığında bilgi almak keyfini yaşıyorum.
‘Dizide Hürrem, sadece bir katilin iç güdüleriyle hareket eden kişi gibi’ Seni rahatsız eden detaylara gelelim.
Hürrem Sultan’ın bir katilin iç güdüleriyle hareket eden bir kişi olarak gösterilmesi, haremin abartılarla, yalnızca saray entrikalarının döndüğü üç dar koridordan ibaret bir yer olarak sunulması rahatsız edici. Her türlü eğitimin verildiği, saygı ve görgünün öğretildiği haremdeki kişilerin, yatkınlıklarına göre, sanata yönlendirilmesi ve haremin muazzam bir okul olduğu gerçeğinin yansıtılmaması, koskaca Yavuz Sultan Selim Han’ın kızı olan Hatice Sultan’ın İbrahim Paşa karşısındaki ezik görüntüsü beni rahatsız eden konulardan birkaçı.
Taraf tutma ya da konunun iyi çalışılmadığına dair bir his aldın mı?
Rahmetli Meral (Okay) Hanım senaryoyu yazarken oldukça dengeli çalışmış. Vefatından sonra dengelerin değiştiğine, tenkitlerin arttığına inanıyorum. Senaristler de insan, hiçbir hikaye tarafsız olamaz. Örneğin; Pargalı İbrahim Paşa, Osmanlı’nın en büyük komutanlarından biri bana göre... O devirdeki uluslararası görüşmelerde çok başarılı bir dışişleri bakanı. Padişaha da büyük bir bağlılığı var. Dizide İbrahim Paşa haremin iç entrikalarına çekilerek abartılı bir şekilde aşağılanıyor. Bu beni rahatsız ediyor. Kanuni’nin üstün dehası, disiplini ve kanunları yaratmaktaki ışığından çok, av vurgulanıyor.
Setteki kazalar, tutucu kesimce Kanuni’nin lâneti olarak yorumlanmıştı.
Ne tür kazalar yaşandı bilmiyorum, belki de Kanuni dedem “Destuuurrr! ayağınızı denk alın“ demiştir.
Dizinin şu geldiği noktada esas rahatsızlık doğuran tarafı ne oldu sence?
Rahatsızlık yaratmasının nedeni belki de şehzadelerin çocukluktan çıkıp delikanlı olduklarını vurgulamak adına cariyelerin yatak odalarına gönderişleri gibi sahnelerdir. Bu sahnelerin fark edilir bir şekilde senaryoda artması dizinin kalitesini aşağıya çekmektedir. Konu ‘Osmanlı’ olduğu sürece öyle geniş, öyle kapsamlı, öyle zengindir ki, bu tür sahnelerin arttırılmasına hiçbir gerek yoktur. Cariyelerle olan sahnelerin artırılması diziyi fakirleştiriyor. Bu tür sahnelerin seyircinin hâyal gücüne bırakılmasının çok daha doğru olacağı düşüncesindeyim.
Yasaklanması fikrine ne diyorsun?
Ben yasaklara karşıyım. Tarih dizilerden öğrenilmez. Gönül ister ki, her yapılan kusursuz olsun, ama böyle bir şey mümkün değil. Dileyen izler, dilemeyen izlemez. İzleyicinin bir seçme lüksü olduğuna göre “yasak koymak” bence çok yanlış. Dizide yeralanların iyi niyetinden eminim. Verilen rolü de üstün bir şekilde sergilediklerine inanıyorum. Geçimini, ekmek parasını bu diziden kazananlara yasak koymak büyük haksızlık olur. Herkes, her şeyi, her devirde kiritik edebilir, beğenebilir, beğenmeyebilir, her türlü sözü söyleyebilir. “Altın çamura düşse de değerinden hiçbir şey kaybetmez.”
Hanzade Özbaş, “Sayın Başbakanımızın Osmanlı Sultanlarına ve şanlı tarihimize gösterdiği hassasiyetten ötürü kendisine gönülden teşekkür” ederken sözlerini “Lütfen tarihe ve dünyaya mal olmuş insanlar reyting uğruna kullanılmasın” ricasıyla bitiriyor.
‘Muhteşem’ olmak kolay değil ‘Muhteşem’i anlatmak da...
Osmanoğlu Hanedanı’ndan Hanzade Özbaş ile “Muhteşem Yüzyıl” dizisini konuştuk
Haberin Devamı

