Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Lemanuçka’ya hüzünlü veda

Haberin Devamı

O bir tarihti... Çok güzel, çok renkli bir tarih... İçinde acıyı, tatlıyı, hüzünleri, kederleri, hayâl kırıklıklarını ve bir büyük aşkı barındıran bir tarihti... Lemanuçka’mızdı o... O benim canım anneciğimdi.
Kurt Seyit’le Murka’nın kızıydı o... Babasının gözbebeği, Poluş’uydu. Saltanatlı bir hayata doğmuş, sonra çöküşleri de yaşamıştı. Daha orta okulda iken yaptığı yağlıboya tablo ile Türkiye birincisi seçilmiş ve eseri Almanya’ya gönderilmişti. Ama, tablosu jüriye çıkmadan 2. Dünya Harbi patlamış ve yarışma iptâl edilmişti. Resmini geri alamadığına yanardı hep. 1940’ların Ankara’sında lisesinin iftihar talebesi, uzun atlama şampiyonu idi. Ama, komşularının tecrübeli, kadın avcısı, yakışıklı, şık oğlunun iltifatlarını, ısrarlı mektuplarını atlayamamış ve ilk hayâl kırıklığına yelken açmıştı.
Hİç şİkayet etmeden,

BOYNUNU BÜKMEDEN YAŞADI

Bir harp geliniydi Lemanuçka. 2. Dünya Harbi’nin yokluğu, yoksunluğu içinde doğurmuştu ağabeyciğimi. Kocasının dağıttığı mavi boncuklardan hüzün kolyesi derlemiş, yüreğine taş basıp dayanmaya çalışmış ama gururu daha fazlasına elvermemişti. Ama, aynen babasından gördüğü gibi; hiç şikâyet etmeden, boynunu bükmeden, kimseye müdanaa etmeden, hayatına devam etmeyi başarmıştı. Sonra ona gerçek sevgiyi, aşkı, şefkâti veren erkeği, babamı tanımıştı. Ben onların ilk meyvesiydim. Beraber o kadar güzeldiler ki; en zor zamanlarımızı bile hep en güzel zamanlar gibi hatırlarım. Çünkü içinde aşk vardı hep.

BAZEN ÇOCUKLARIMDAN DAHA ÇOK ÇOCUK OLURUM

Benim içimde hep büyümeyen bir çocuk vardır. Hâtta bazen çocuklarımdan daha çok çocuk olurum. Ama, anneciğimi uğurlarken şunu hissediyorum ki; insanı esas büyüten anne ve babasının ölümü. Şimdi içimdeki çocuk biraz daha büyüyor sanki. Çünkü, sanki babacığımdan sonra ağabeyciğimi, şimdi de anneciğimi uğurlamak çocukluğumdan bir şeyleri götürüyor beraber... Ve çocukluğumdan boşalan yeri biraz daha büyümek duygusu alıyor. Diğer taraftan da öyle güzel, öyle keyifli anılar sıra sıra kopup geliyor ki, tekrar tekrar çocukluğuma dönüyorum. Aklıma, akşamları, annemle beraber, iki dirhem bir çekirdek hazırlanıp babamı kapıda karşılayışımız geliyor. Daha o sabah ayrılmamıza rağmen, günlerdir görüşmemişiz gibi hasretle sarılışımız geliyor gözlerimiz önüne. Annemin özenle hazırladığı akşam sofrasında sohbet dolu, sevgi dolu yemeklerimiz geliyor görüntülere. Radyoda Şecaettin Tanyelli, tangolar söylemekte. Babam yemeğini bırakıp annemi dansa kaldırıyor. Ben hayran hayran onları seyrediyorum...
Babam buralardan gideli epeyi olmuştu. Şimdi anneciğimle buluştular. Nasıl bir müziktir onları buluşturacak olan bilemiyorum. Ama Pitagor’n dediği; “Müzik cennetteki seslerin yeryüzünde yansımasıdır.” sözü doğruysa, ki ben buna çok inanıyorum, onlar yine sevginin müziği ile sarılacaklar.

Ben ise, şimdi biraz daha büyümüş, biraz da onların özlemiyle biraz daha çocuk, bende bıraktıkları melodileri dinlemekteyim... Hepsi güzel, hepsi birbirinden güzel... Güle güle Lemanuçka... Güle güle anneciğim... Babamı öp benim için....

DİĞER YENİ YAZILAR