“... Yeni ilâçların yanında bir de psikoterapi tavsiye edilmişti. Haftalarca süren psikoterapi bazı gelişmeler sağlamıştı. Sedef bir gece yatağından kalkmış, odasının penceresinden içeri vuran ay ışığına bakmıştı. Perdenin arasından odayı dolduran ay ışığı bebeğin beşiğine de vuruyordu. Yavaşça, eşini uyandırmamak için bir balerin becerisiyle ayaklarının ucuna basarak beşiğe yaklaştı. Yüzünün yarısı ay ışığının etkisiyle aydınlık, diğer yarısı ise gölgeliydi. Bebeğini kucağına aldı, pencereye doğru yaklaştı, tüm yüzünü ay ışığına tutup uzun uzun baktı, kokladı ve usulcacık bağrına bastı. Tesadüfen uyanan Sedat, eşinin yanında olmadığını fark edince endişeyle yataktan kalktı. Tam o sırada pencerenin kenarında duran eşiyle çocuğunu gördü. Gözlerine inanamadı, bir daha baktı. Doğumdan sonra ilk defa eşinin kızlarını kendi isteğiyle kucağına almasına çok şaşırdı. Yanlarına yaklaşıp ikisine birden sarıldı ve dakikalarca öyle kaldılar.
Artık Sedef hızla iyileşmeye başlamıştı. Bebeğini hiç kucağından bırakmıyor ve yüzünde gülücükler hiç eksik olmuyordu.
Mutluluk ailenin içine girmişi. Gittikçe kök salan, derinleşen ve tüm aileyi sarıp sarmalayan bir mutluluk...”
Paylaştığım bu satırlar, Şefika Güney’in ‘Canım Dostumla Birlikte’ isimli hikâye kitabından, “Hoşgeldin Bebek” isimli öyküsü. Anlatılan; bir genç kadının doğum sonrası yaşadığı depresyon sebebiyle bebeğine sevgi gösterememesi ve kocasının sevgi dolu anlayışı eşliğinde gördüğü psikolojik tedavi sayesinde annelik duygusunun hazzına kavuşması anlatılıyor.
En çok kitap okuyan öğrenci ödülünü aldı; 335 kitap okudu
Benim hiç tanışmadığım ve anlayamadığım bir psikoloji olmasına rağmen, çevremde çok sık duyduğum bir sendrom bu. Hâtta bir seferinde çok genç bir arkadaşımın “Nermin ablacığım, söylemeye utanıyorum ama bazen öyle çaresiz ve köşeye sıkıştırılmış hissediyorum ki kendimi, bebeğimi camdan atasım geliyor” diye bana ağlayarak dert yandığını hatırlıyorum. Tabii, bu annelerden hiç biri çocuğunu camdan atmıyor ama ruh halleri bu cani fikri düşündürecek kadar dibe batmış oluyor.
Bu, annelik olgusuna ve duygusuna zıtlık içindeki sendromu ya birebir yaşamış, ya da yaşayanı yakından izlemiş, anlamış olan bir yakını veya doktoru iseniz veya en azından psikoloji konusunda araştırma yapmışsanız hakkıyla anlatabilirsiniz. Bu yönüyle “Hoşgeldin Bebek” muhtelif sebeplerle başkalarınca defalarla anlatılmış bir hikâye konusu olabilir. Ama genç bir kadının eşiyle olan sevgi dolu beraberliğini, heyecanla geçen hamileliğini, doğumla beraber alt üst olan ruhsal dünyasını, dibe batışını ve anneliği tekrar hissetmesine kadar geçen evreyi şayet 2001 doğumlu bir genç kalem anlatıyorsa, bu şaşkınlık verici oluyor.
Benim genç okurlarımdan sevgili Şefika Güney’in kelimelerin arasında yaşamın kendisini büyük bir sadelik ve samimiyet içinde aktaran, izlenimci, detaycı, karakterlerinin psikolojilerini öykülerine çiçek gibi serpiştiren kalemi bana okurken büyük keyif verdi. Şefika’nın Türk edebiyatının geleceğinde çok önemli bir yeri olacağına inanıyorum. Onda, iyi bir yazar olmak için gereken tüm incelikleri görüyorum. Sadece kendi duygusallığına ve kelimeleri güzel kullanma sanatına güvenerek ilerlemiyor aynı zamanda büyük bir açlıkla okuyor, okuyor, okuyor.
Daha on yaşındayken bir yılda okuduğu 285 kitapla “En çok kitap okuyan öğrenci ödülü”nü almıştı. Bir sene sonra da kendi rekorunu kırarak bu sayısı 335 kitaba çıkarmış, on bir yaşında iken yazdığı ‘Melis’ isimli romanıyla Türkiye’nin en genç yazarı ünvanını kapmıştı. Kitap imzasında 350 kişinin kuyruğa girdiği, ve bu yaşında ardı ardına ödül toplamaya başlamış olan Şefika Güney bir memur ailesinin tek çocuğu ve Muğla Türdü 100. Yıl Ortaokulu’nun yanısıra hak ettiği üzere üstün zekâlı öğrencilerin devam ettiği Bilim ve Sanat Merkezi’nin öğrencisi.
Bana gönderdiği son kitabında adıma hitaben “Kitaplarını büyük bir zevkle okuduğum, kendisinden çok şey öğrendiğim...” ibaresini kullanmış. Yolun açık, ilham meleklerin, hayâl gücün hep seninle olsun sevgili Şefika! Kaleminle yolculuğunda sana çok şey değil ama azıcık bir şey demiş olacaksa benden okudukların, o yolculukta yalnız kalmayacaksın, söz veririm sana.
Küçük Şefika’nın olgun kalemi
Haberin Devamı

