Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Kavala’da kışı doyasıya yudumlamak

Her sevdiğiniz mevsim, her sevdiğiniz mekân, her sevdiğiniz insan gibi, kışı da yudum yudum içinize alabilirsiniz... Sabahın altısı bir saat. Aslında gece yarısı üçten beri uyanığım. Uyanığız, sevdiceğimle beraber. Açtık perdeleri, Kalamitsas Koyu’nu odamızın içine aldık.

Haberin Devamı

Kış da yudumlanır mı?” diyeceksiniz.Yudumlanır… Hem de nasıl… Her sevdiğiniz mevsim, her sevdiğiniz mekân, her sevdiğiniz insan gibi, kışı da yudum yudum içinize alabilirsiniz... Sabahın altısı bir saat. Aslında gece yarısı üçten beri uyanığım.Uyanığız, sevdiceğimle beraber. Açtık perdeleri, Kalamitsas Koyu’nu odamızın içine aldık, temaşadayız. Araladık balkon kapısını, hafif ürpertiyle okşayan kış soğuğunu da davet ettik odaya. Gecenin sessizliğini dinledik. Issız kumsaldan aşıp koya vuran, suyun üzerinde titreşerek yayılan ışıklarla göz aşinalığımız tazelendi.
Bir saat sonra ağarmaya başlayacak gün ve o çoksevdiğimiz kıyıya aydınlık inecek, Kasım bulutlarının arasından. Kumsalın hüzünlü yalnızlığı çıkacak ortaya. Ama o kadar huzurlu ki koy, aynen ormanla deniz arasında tepenin kucağına nazikçe, tabiatı yormadan, üzmeden yerleştirilmiş evler gibi, kış hüznü üzmüyor insanı burada. Sadece “iyi ki yine gelebildim, iyi ki kışını da yudumlayabiliyorum buranın” dedirtiyor. Hâtta “Keşke, şu anda tüm dünya bu kadar huzurlu olabilse” diye mırıldanıyorum. Sonra düşünüyorum; insanoğlu neden en çok peşinde olduğu şeyden; huzurdan âdeta kaçıp duruyor diye. Belki de huzuru, sahip olduğu şeylerin verdiği güvenceyle bulacağını sanmaktan, belki başkalarının huzursuzluğu, mutsuzluğu, ezilmişliği üzerinden gelmesine aldırmadan huzur duyabilme egoistliğinden, belki sosyal bir yaratık olmanın fizikî ve maddi getirimlerini ruhsal ihtiyaçlarının üzerinde görmesinden…

Kahkaha sirayet eder ama gözyaşı da öyle

O veya bu şekilde, insanoğlu, huzuru bir türlü tüm insanlık için gerekli görme inceliğine ulaşamıyor. Tanıyalım, tanımayalım, ister çok yakınımızda, ister çok uzağımızda olsun, ülkemizin, dünyamızın bir başka coğrafyasında huzuru kaçmış birileri var ise, bizim huzurumuz da tehdit altındadır. Evet, kahkaha, mutluluk sirayetedicidir ama gözyaşı, mutsuzluk da öyledir. Hem de diğerlerinden daha hızlı yol alır. Çünkü agresiftir mutsuzluk. Yoksunluk ve kıskançlık içerir.

Bir martı geçiyor balkonumuzun önünden… Gagasında bir soluk çığlık… Dün sabaha karşı tanıştığım martı mı acaba, bilemedim.Hepsi birbirine benziyor.Hepsinde aynı gaga, hepsinde aynı çığlık. Hepsinin bende bıraktığı duygu da aynı. Hep, bir ada tablosu çizer martılar hep biradada yaşıyorum duygusu uyandırır bende. Sahile inen kayaların üzerinde eski bir deniz feneri getirir aklıma.

Nedendir bilmem ama hep de yazın güneşini, sıcağını geride bırakmış bir zaman dilimini yaşatır martı çığlığı bana. İşte, şimdi yine aynen bu duygularla karşılamaktayım, ağaran günü. Mendireğin taşları ile kumsal arasında uçuşan martılarla beraber izliyoruz tan vaktinin muhteşem varışını.“Bu kadar bağırmasalar, canları yanar gibi” diyorum, “Biraz huzur bulsalar.” Aslında biliyorum, martılar sadece bir sembol bu dileğimi dile getiren. Dünya huzur bulsa, tüm insanlık huzur bulsa, şu an benim hissettiğimce. Huzurla, güzel uykulardan uyansalar insanların hepsi, günle ilgili güzel umutlarla açsalar gözlerini her sabah.
Huzurla yaşayıp günü, akşamı, sonra yine huzurlu rüyalara yola çıksalar geceleri. Huzuru çok bulmasalar insanlar, ne kendileri, ne de başkaları için.

Elzem hissetseler huzurun varlığını... Işıklar söndü. Kıyıda, kış ıslağında sarı kumsal, kumları okşayan maviliğin ince beyaz köpükleri, Kasım sonunun bulutlarına “Günaydın” diyor.
Bir sabahı daha karşıladık beraber. Yazımı bırakıyor, yanıbaşımdaki huzura dönüyorum.“Günaydın” diyor huzurum.“Günaydın” diyorum sevdiceğime. Bir kış öpüşüyle başlıyoruz günümüze… Yaz güneşi kadar sıcak…

DİĞER YENİ YAZILAR