Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Katerina’dan Putin’e Kırım

Haberin Devamı

Geçenlerde, gerçek halkı olan Kırım Tatarları’nın ancak yüzde 10’unun oluşturduğu Kırım’daki referandum, bende sanki 1744’deki Küçük Kaynarca Anlaşması’nın devamını yaşıyorum duygusunu uyandırdı. Ailemin bir kanadının vatanı olan, üzerinde kanlarını, canlarını verdikleri bu komşu topraklar her zaman derin bir hassasiyetle takip ettiğim bir coğrafya. Kırım’la ilgili ‘bağımsızlık’ ifadesini duyduğum an yine tarihte geriye ışınlanıverdim.


Kaynarca Anlaşması gereği Kırım’ın ‘bağımsızlık’ adı altında Osmanlı İmparatorluğu’ndan Katerina’dan Putin’e Kırımidari yönden ayrılması, Rus donanmasının da Karadeniz’de âdeta kale görevi üstlenmesi, 1783’de kaçınılmaz sonucu getirmiş ve Rusya Kırım’ı Çarlık topraklarına katmış, o tarihe kadar zaten çalkantılarla dolu olan Kırım ve Kırımlı’nın kaderi, o tarihten itibaren Rusya’nın eline teslim olmuştu. Tarih boyunca Antik Yunan, Gotlar, Hunlar, Bizanslılar, Hazarlar, Karaimler, Gürcüler, Ermeniler, Cenevizliler ve 1441’den itibaren Tatarlar’a ev sahipliği yapmış, aynı zamanda Agamemnon’un kızı İfigenia’nın efsanevi mezarını barındıran Kırım’a sahiplik Çariçe Katerina’ya yetmemişti. Tam aksine; Karadeniz’in karşı kıyısında uzanan, ebedi düşman gördüğü Osmanlılar’ın toprakları, onu yeni hayâller kurmaya itmişti.


Yakın doğuda kurmayı ve torunu Konstantin ile beraber yürütmeyi plânladığı geniş Ortodoks Hükümdarlığı, Katerina’nın rüyalarını süslemeye başlamıştı. Zapt ettiği topraklardaki etki ve gücünü Rusya’da görevli batılı diplomatlara ispat etmek için düzenlediği Kırım seyahati ise altı ay süren ama plânlanması tam dört yıl alan bir gözdağından başka bir şey değildi.


İlk Türk-Rus harbinden general olarak dönüp Çariçe’nin dikkatini çeken ve sonra sevgilisi olan Gregory Alexander Potemkin, bu seyahatin, başından sonuna mimarlığını yapmış, Çariçesinin yabancıların gözünde istediği etkiyi yaratabilmesi için her şeyin kusursuz olmasına büyük gayret göstermişti. 1787 Yılının Ocak ayında St. Petersburg’dan yola çıkan üç bin kişilik kafile, içleri âdeta saray yavruları gibi döşenmiş troykalarla güneye doğru inmiş, Mayıs ayında Dinyeper Nehrinde kendilerini bekleyen seksen parçalık filo ile gezide görülmesi esas amaç olan Kırım kıyılarını dolaşmaya başlamışlardı.


Misafirler gördükleri karşısında şaşkına dönmüşlerdi. Yol boyunca, kıyılarda, bayram kıyafetleri içinde şarkılar söyleyip dans eden gençler, neşeli neşeli kaval çalan çobanlar, pırıl pırıl üniformalarıyla talim yapan Kazak ve Tatar askerleri, yapma şelâlelerin yamaçlarında düzenlenmiş İngiliz bahçeleri, geceleri havai fişeklerin ışığı altında köylülerin korolarla söyledikleri şarkılar, yabancı erkanın aklını başından almıştı. Sivastapol ve Bahçesaray’da Tatar birliklerinin büyük bir disiplin içinde gerçekleştirdikleri savaş oyunları misafirlerin hayranlığını kazanmıştı. Katerina bu seyahat boyunca, istikbâle yönelik emellerini, batılı dostlarına sezdirmek için de bilhassa özen göstermiş, Dinyeper’i eski Yunan’daki adıyla; ‘Borysthenes’ olarak belirtmiş, Kerson limanında demirli savaş gemilerine Yunanca ‘Bu yol Bizans’a gider!’ ibareleri yazdırtmıştı. En nihayet Poltova’da sergilenen İsveç Kralı XIII. Charles’ın, Büyük Petro’ya (bizim isimlendirmemizle Deli Petro) hezimetini âdeta hakiki imişcesine yaşatan savaş oyunu, Sivastapol’de Karadeniz’e dizilmiş donanma gemilerindeki askerlerin ‘Çok yaşa imparatoriçemiz!’ haykırışlarının üzerine muhteşem bir kapanış olmuştu. Bütün bu görüntülerin Kırım’ın hakiki görüntüleri olması ihtimâli oldukça azdı. Dört sene boyunca Potemkin’in kocaman bir tiyatro sahnesi yarattığı biliniyordu. Geziyi yaşayanlar, bu şatafatın ve hayâl dünyasının muhasebesini yapa dursunlar, gerçeği yalnızca Gregory Alexander Potemkin ve o günleri yaşayan Kırım Tatarları biliyordu. Kırımlıların Çariçe ve misafirlerini böylesine coşkulu karşılamaları da akıllara takılan diğer bir konuydu... Onca acı daha yeni yaşanmışken. Potemkin’in sevgili Katerina’sını mutlu etmek için başlattığı Kırım’ı sahiplenmek projesi, zamanla onda tutku halini almış, kendi kurduğu şehirlerden Sivastapol’da 1784’de büyük bir donanma üssü gerçekleştirmişti.

Çariçe’nin burnunda habis bir ur

1794’de Odessa’da kurulan deniz üssü ile Rusya Karadeniz’e her an açılmaya hazır bir güçtü. Savaşçılıklarına ve at üzerindeki maharetlerine hayran Katerina’dan Putin’e Kırımolduğu Don Kazakları ve Kırımlılardan Çarlık ordusuna bağlı alaylar teşekkül ettirmişti. Böylece Orta Asya’dan nesiller süren göçlerden sonra Kırım’a gelip yerleşen, uzun yıllar Moskova’ya yaptıkları akınlarla Rus Prensliği’nin korkulu rüyası olan bu Türk kavmi, bir müddet, Osmanlılarla kader birliği etmiş, fakat sonunda Rus toplumunun bir parçası olmuşlardı. Potemkin, Kırım’ı, Çariçe Katerina’nın ‘burnunda bir habis ur’ olarak nitelemişti ve Rusya, Kırım’dan Karadeniz’e ve oradan daha güneye açılacak güce ulaştığında, kendince o uru temizlemişti ama bu cennet yarımadanın sahipleri olan Kırım Tatarları Rus İmparatorluğu için de, Komünist Rusya için de her zaman rahatsız edici unsurları olmaya devam ettiler.

1944’de Stalin’in emriyle bir gecede boşaltılan Kırım halkı sürgün edildiğinde yerlerine yerleştirilen Rus asıllı vatandaşların yeni nesillerinin bu referandumda neden Rusya’yı seçtiğine şaşmamak gerek. Ama şimdi önemli olan; bu bağlılık paralelinde Kırım Tatarları’nın henüz adil bir şekilde alamadıkları özlük haklarının ne kadar iade edileceği.

Putin’in, yarımadanın üzerinde var olan asıl sahibi Kırım Tatarlarını, burnunda habis bir çıban gibi görüp görmediğini önümüzdeki günler bize gösterecek. Zira, Potemkin’den bu yana uzun bir zaman geçmiş olabilir ama Rusya’nın Kırım ve Karadeniz’e açılma hayâlleri hiç değişmedi ve Tatarlar, her zaman açık denizlere uzanma yolunda engel olarak görülmeye devam etti. Dedeciğimin hasret öldüğü vatanını hayâl ederek Karadeniz’e baktığında anneciğime söyledikleri geliyor aklıma: “Bak bakalım Lemanuçka. Kırım bu gün biraz daha yaklaşmış mı buralara?”

DİĞER YENİ YAZILAR