Bir ‘Kadınlar Günü’ daha yaşadık. Dünyanın farklı coğrafyalarında, farklı mahallelerinde, farklı evlerde, farklı aile düzenleri içinde milyonlarca insan ‘kadın’ cinsiyetine sahip olarak bir güne daha gözünü açtı kadınlar gününde. Ancak; nüfus kâğıdında ‘kadın’ yazılmasıyla, ‘kadınlığı’ yaşamak arasında, yukarıda saydığım farklar kadar fark var. 8 Mart günü, milyonlarca kadın, bir kez daha, ‘kadın olma’nın, sadece erkeğin arzuları doğrultusunda yaşamak ve ona kesin itaat ve hizmet etmek demek olduğunun bilgisiyle uyandı. Bir diğer grup kadın; yine aynen bu teslimiyetçilik duygusunda ama nisbeten daha tahsilli ve/veya imkânlı olduğundan, teslimiyetçiliği nazik bir şekilde kendi seçimiymişcesine sahiplenerek bir güne daha açtı gözlerini. Çünkü bu grup kadın, aslında gururuna yediremediği bu teslimiyetçiliğe başkaldırmak cesaretini bulamadığı için, sanki arzusuyla bu yaşamı seçmiş ve bu seçim de hürriyetinin ifadesiymiş aldatmacasını sunuyor. Sayısı bunlardan çok daha az bir kadın kitlesi ise, 8 Mart’ta, erkeğin metâsı ve sadece üreme potası olmadığının bilincinde, ama ailesinde, mahallesinde, toplumunda bunun mücadelesini vermeye devam edeceği yeni bir güne uyandı.
Bir farklı kadın grubu ki, bunlar da dünyanın her coğrafyasında, oranları değişse de var, kadınlığını daha rahat, daha imkânlı ve daha vurdumduymaz yaşayabilmek üzere kullanmış ve başarıya ulaşmış olmanın rahatlığıyla, kadınlıklarını sahip oldukları düzeni devamda kullanmaya programlı ve azimli karşıladılar günü.
Kimseleri engel kabul etmemek
‘Kadınlar Günü’yle buluşan, sayıları oldukça az ve günün sonunda yine o az sayıda kalacak kadınlar ise; ‘kadın olma’nın ayrıcalığını, sihirini, gücünü keşfetmiş, sahiplenmiş, korumakta kararlı bir enerjiyle başladılar güne. Kendisini sayan, seven, özgüveni yüksek, müdanâsız, kendisine sahip, üretken, yaratıcı kadınlar bunlar. Kendilerini saymayan ve sevmeyenlere karşı tavırlı, özgüvenlerini kırpmak isteyecek, yaratıcılıklarını öldürecek hiç kimseyi/kimseleri engel kabul etmeyecek kadınlar.
Bu tiplemeler sadece ana başlıklar. Her kategori kendi içinde de daha nice kadın tiplemesine ayrılabilir. Zira, her birinin kendi dinamiği, hayatlarındaki insanlar, ideâlleri, yetiştirildikleri aile, içinde bulundukları iş kolu, mücadele gücü ve cesaret derecelerine göre kendilerine ait bir kimlik oluşturmaktalar.
Bütün bu farka rağmen bütün bu kadınları birleştiren bir şey var ki; o da, hepsinin diyet ödediği. Kimisi; zincirlerini kıramadığından, kimisi; zincirlerini gönüllü kabullenmekle, bir diğeri; kadınlığını bir servete, bir titre teslim ettiği için, bir başkası; kendisini bulmak üzere verdiği direniş mücadelesi, bir bölümü de cesareti sebebiyle muhakkak bir diyet ödemekteler. Cesur ve kendisine sahip kalan kadınların ödediği diyet genellikle onları toplumda yalnızlaştıran ama aynı zamanda karşılığında en büyük hürriyeti satın alan cinsten. Diğer taraftan, bütün bu tip kadınların benzerlerinden yeni yetişenleri var. Hepsinin minyatür grupları, kendi yollarında ‘kadın olmak’ yolunda büyümekteler. ‘Kadınlar Günü’ istisnasız bütün kadınlara şunu düşündürmeli: Yeni yetişen, özellikle kendi yetiştirdikleri kız çocukları ileride toplumun neresinde olacaklar? Kadınlar bugün kendi oldukları yer için kendileri seçim haklarını kullanamamış iseler dahi, en azından kızlarının kendilerinden daha gerçek ve hür bir kadın olmaları yolunda annelik yapmaları gerekir. Bana en acı gelen, ezilen ve sevgiyi tanımayan kadınların, kızlarını bu anlayışa teslim etmeleri. Halbûki gadre uğrayanın halinden en iyi yine o tecrübeyi yaşayan bilir ve böylesine kişiliksiz bir hayata esir olan bir annenin en azından kızını bu düzenden kurtarmak için eğitmesi, eğitmeye gücü yetmiyorsa cesaretlendirmesi gerekir. Bu söylediğim tabii ki; yaşadığı sindirilmişliğe ve itelenmeye rağmen halen daha biraz hayâl kurma kabiliyeti kalabilen kadınlar için geçerli.
Erkeğe üstünlük kıza kabullenme...
Çocukların, kendi cinsiyetlerinin anlamı ile ilgili bilgileri ilk öğrendiği ve kavradığı yer kendi ailesi. Babalar; erkek, anneler; kız çocukları için ilk ve temel örnekleri teşkil ediyor. Ailenin yapısına, evin düzenine göre, daha minicik yaştan büyüdükleri zaman nasıl bir ‘kadınlık, nasıl bir ‘erkeklik’ sahiplenecekleri dimağlarına işleniyor çocukların.
Çocuk daha sosyalleşmeden, çekirdek ailesinde, kadın-erkek arasındaki temel ilişkilerde, her bir cinsin saygınlığı, kendisini ifadesi, özgüveni ve haklarının sınırının ne olacağı konusunda dağarcığında bilgi toplamaya başlıyor. Bağrışlar, aşağılamalar ve kişilik bastırmalarıyla yaşanan bir aile hayatı çocuğun cinsiyetine göre; erkek ise üstünlük, kız ise kabullenme kültürünü geliştiriyor. Aileler ne kadar baskıcı bir ata erkil hayat yaşarsa yaşasın, erkek çocuklar da uzun seneler sadece anne öğretisinde kalıyor. Dolayısıyla anneye çok büyük iş düşüyor. Kadının, kişilik haklarından soyutlanması ve ikincil plânda bırakılması o kadının erkeğini de aşağıya çeken bir kültür ve tabii toplumu. Ne güzel olurdu, dünyanın tüm kadınları bir ‘Kadınlar Günü’ne, sevdiği ve sayılıp sevildiği için yanında durduğu erkekleriyle el ele, kadın olmaktan gurur duyarak girse. Karınında, kucağında böyle yetiştirdiği bebeleri olsa ve bir sonraki nesil daha da anlamlı yaşasa kadınlığını ve tabii o kadınların yanındaki erkekler de erkekliğini...
Kadınlık hallerinden 'Kadınlar Günü'ne selam olsun!
Haberin Devamı

