Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Kadın odaklı dev bir firma

Haberin Devamı


Mart Kadınlar Günü’nde konuşma yapmak üzere Sanofi’den bir davet almıştım. Dünyanın yüz ülkesinde faaliyet gösteren önemli bir sağlık kuruluşunun, kadınları bu özel günde önemsemesi hoşuma gitmişti. Sabah başlayıp, öğleye kadar, kadının tarih boyunca kişisel, dinsel ve sosyal yolculuğundan, aile, toplum, ekonomi içindeki yerinden, iş-eş, annelik görev ve sorumluluklarından, çalışan kadının sistemde yalnız ve zorda kalışından, bağımsız çağdaş kadının yorumundan bahsedeceğim bir konuşma hazırladım. Bana tanınan uzun konuşma saatlerinin, dinleyicileri sıkıp sıkmayacağını da düşünmedim değil. Ama, kendileriyle bir araya geldikten ve kitapçıklarını okuduktan sonra, Sanofi’nin, kadına ve kadın emeğine verdiği değerin sadece bir günlük, gönül almaca bir kutlamadan ibaret olmadığını, ‘kadın’ gücüne güvenin ve inancın, firmanın temel direklerinden olduğunu fark ettiğim zaman, yapacağım konuşmanın da neden bu kadar ciddiye alındığını ve bana neden bu kadar uzun süre verildiğini anladım.

Şimdi, bu özel kurumu sizlere tanıtmadan geçemeyeceğim.

Türkiye’nin en büyük üretim tesislerinden birine sahip olan Sanofi, ülkemizin üçüncü büyük ihracatçısı. Ancak, sadece imalâta ve ihracata odaklanmak yerine, bu denli büyük ve değer yaratan bir kuruluş olarak, kadınların iş hayatında desteklenmesi konusunda çalışmalar yapmayı, sürdürülebilir bir ekonomik büyüme sağlamanın olmazsa olmazı olarak görmüşler.

İş gücüne katılım düşük

Dünya genelinde Sanofi iş gücünün yüzde 45.7’sini kadınlar oluşturuyor. Bu oran, kilit pozisyonlarda yüzde 39. Üst yönetim bu rakamlarla yetinmiyor, kadın çalışanların iş yerinde eşit fırsatlara sahip olmasını sağlamayı ve kadın çalışanları tüm organizasyonda, giderek daha da fazla sayıda kıdemli pozisyonda görmeyi arzu ediyor.

Türkiye’de, genel ortalamada kadınların iş gücüne katılım oranı çok düşük. OECD ortalaması yüzde 62 olan bu oran Türkiye’de sadece yüzde 27. 15-29 Yaş grubu kadınlarımızın, ne yazık ki, yüzde 52’si ne okuyor, ne çalışıyor. Ama Sanofi bu anlamda da, Türkiye’nin bu tatsız gerçeklerini kendi bünyesinde pozitif değişime doğru yönlendirmiş. Firmanın Türkiye’de üst düzey yönetici kadın oranı yüzde 40.

2010 yılından beri küresel olarak Dünya Kadın Forumu’nu destekliyor firma. CEO’ları Chris Viehbacher bizzat Kadın Liderlik Komitesi’ni kuran kişi. Kadın Liderlik Komitesi, Sanofi kadınları iletişim ağlarının ortaya koyduğu fikir ve önerileri değerlendiriyor, yeni projeler geliştiriyor, firmanın yönetim kurulunun gündemine en az yılda bir kez fırsat eşitliği konusunu getirmekte kararlılık gösteriyorlar. Tüm dünyadaki Sanofi şirketlerinde çalışmakta olan 500 kadın arasında sıkı bir bağ var. Ülke delegesi olarak görevlendirilen bu kişiler, rollerine, istihdam durumlarına veya kıdemlerine bakılmaksızın, kadın çalışanların yerel düzeyde karşı karşıya kalabilecekleri özel sorunlara işaret etmek üzere ortak amaçlı lokal ağlar kurmuşlar. Türkiye, dünya genelindeki Sanofi şirketleri arasında bu alanda öncü rolü oynayan ülkelerden biri konumunda.

Firmanın kadın odaklı çabaları sadece kendi bünyesinde kalmıyor. Ülkemizin en saygın kadın inisiyatiflerinden biri olan KAGİDER ile iki projede ortak olmuşlar. ‘Geleceğin Kadın Liderleri’ ve ‘Fırsat Eşitliği Modeli’.

‘Fırsat Eşitliği Modeli’nin ana hedefi, şirketler arasında bu konuda farkındalık yaratmak ve iş yaşamında toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmek üzere özel sektöre destek olmak. ‘Geleceğin Kadın Liderleri’ projesi ise, yeni mezun genç kadınların iş arama süreçlerini kolaylaştırmayı hedef edinmiş.

Geleceğin kadın liderleri

Sanofi, sadece barış zamanındaki ticari karar alma süreçlerinde ve sürdürülebilir büyümeyi teminde kadınlara inanmıyor.

Ekonomik kriz dönemlerini de kadınların erkeklerden daha iyi idare edeceğine inanıyor ve güveniyorlar.

2011 yılında ilk mezunlarını veren ‘Geleceğin Kadın Liderleri’ projesine katılmak, iş hayatındaki hedefleri konusunda destek almak isteyen genç kadın adaylarımız için şu seçim kriterleri var:

20-25 yaş arasında üniversite öğrencisi veya yeni mezun olması.

Akademik başarı.

Aktif vatandaş olması

Ailenin kısıtlı gelire sahip olması

Dilerim, gönlü, hevesi, ekonominin çarkları içinde, bir birey olarak, bir kadın olarak kendini ispat etmek isteyen tüm genç kadınlarımızın yolu açık olsun. Dilerim, Sanofi çok yakın zamanda, kadın odaklı, kadına inanan ve emek ve başarı imkânını paylaşan daha nice firmaya örnek olsun. Okuyamayan, çalışamayan kadınlarımıza, hem kendilerine, hem topluma aidiyet ve sahiplikleri için yaratılacak yeni imkânlarla, kadının kısır döngülerinden biri tedavi olsun.

Hayvanlara işkence parkları neden açık kalır?

Kadın odaklı dev bir firma

ayvanları sevmez, onların yaşam haklarına inanmazken neden hayvanat bahçeleri, parklar kurar insanlar? Sadece uzak diyarlardan veya nadide bir hayvanı teşhir edebiliyor olmak mıdır, park işletmeciliği?

Gülhane Parkı kapandığı zaman ne kadar sevinmiştim anlatamam. Zira, çocukluğum kaç defa o parka düştüyse her defasında ağlayarak ayrılmıştım. Daracık, bakımsız, pis kafeslerdeki zavallı hayvancıkların hali yüreğimi burkar, isyanla gözlerime yaş gelirdi.

Ceza 60 TL.

Bir müddettir facebook’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a yazılan bir mektubun imza kampanyası, takip ettiğim “insana karşı” koruma kampanyalarından biri.

Bu defa konu; Aqua Dolphin Yunus Parkı. İsim pek güzel, pek batılı ve de söylerken, turkuaz, mavi uçsuz bucaksız denizlerde gülümseyerek dalıp çıkan yunusları çağrıştırıyor. Ama gerçek bu değil.

Bu parkın sakinlerinden yunus İlya, asitli klor çözeltisi dolu bidonların hemen yanında, çatlakları plastikle yamanmaya çalışılmış, bulanık, pis, küçücük bir havuzda yapayalnız, yaşama küsmüş, yaşamaya çalışmakta.

Parkın diğer kurbanı bir deniz aslanı; aynı şekilde, pis, daracık bir havuzda bekliyor gösteri saatlerini.

Şikâyetler üzerine, İstanbul Çevre Müdürlüğü İşletmesi denetlemiş durumu ve deniz aslanının tutulduğu hücreye hijyen yönünden kötü raporu vermiş. Ceza da kesmişler; 60 TL!

Değişen bir şey yok, Yunus İlya ve deniz aslanı yine aynı havuzlarda, yarı baygın, gösteriye çıkacakları saatleri bekliyorlarmış.

Aile olgusuna sahip bu sevecen hayvanları yalnız bırakarak, kımıldayamayacakları pisliğin içine hapsederek yavaş yavaş öldürmenin yolunu bulmuş parkın işletmecileri, sahipleri, bakıcıları.

İşkence parkları kapansın


Belki yenilerini almak, insanın sahip olmasına yakışacak bir park işletmekten daha mı ucuz acaba? Ne olursa olsun, bu işe soyunan insanın önce hayvanı sevmesi gerek. Yoksa, ızdırap, yalnızlık ve pislik içinde ölümü bekleyen hayvanlarla bizim çocuklarımıza tabiat dersi ortamı yaratmaya falan kalkmasınlar, kapasınlar bu işkence parklarını!

Siz analar, babalar, lütfen, bu parklardaki hayvanları çocuklarınıza ne bilgi, ne de eğlence malzemesi olarak görün.

Götürmeyin çocuklarınızı, izletmeyin bu acıklı durumu... Hayvanları böyle öğretmek istemezsiniz çocuklarınıza... Böyle insanları da bilmesinler...

7 GÜZEL ÖĞÜT

- Geçmişinizle barış yapın ki; ‘an’ınızı mahvetmesin.

- Diğerlerinin sizin hakkınızda ne düşündüğünden; size ne?

- Zaman her şeyi tedavi eder; yeter ki zaman ver.
Hayatını başkalarınınkiyle kıyaslama. Onların yolculuğunun neden ibaret ve nasıl olduğunu bilemezsin.

- Çok düşünmekten vazgeç. Cevapları bilmemek tabiidir. En az beklediğin anda onlar sana gelecektir.

- Senin mutluluğundan hiç kimse sorumlu değil; senden başka.

- Gülümse... Dünyadaki bütün problemlere sen sahip değilsin.

VE BİR GÜZEL SÖZ

“Renkten renge giriş, inançtan inanca geçiş, ahmağın alâmetlerindendir.” Hazreti Ali.

DİĞER YENİ YAZILAR